“OHAL, LGBTİ+’lar için halen devam ediyor”

KÜLTİGİN KAĞAN AKBULUT

“OHAL sonrası LGBTİ+ hareketi ne durumda?” başlıklı dizi kapsamında Onur Haftası boyunca yer vereceğimiz röportajların ikincisini Kaos GL’ye ayırdık. 1994 yılında Türkiyeli eşcinsellerin bir araya gelerek, maruz bırakıldıkları ayrımcılığa karşı mücadele etmek amacıyla kurdukları Kaos GL Derneği OHAL’den ve OHAL sonrası süreçten en çok etkilenen LGBTİ+ kurumlarından biri oldu. Merkezi Ankara’da olan, ancak sadece Ankara’da değil ülkenin birçok şehrinde etkinlikler, paneller, toplantılar düzenleyen Kaos GL Derneği aynı zamanda LGBTİ+ haber ağı işlevi gören KaosGL.org web sitesi ve Kaos GL Dergisi’yle birlikte en çok görünür olan ve bu nedenle en çok da hedef gösterilen kurumlardan biri.

Ankara’daki LGBTİ+ ekinlikleri yasağı nedeniyle Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma, Feminist Forum, Ayrımcılık Karşıtı Sempozyum gibi yıllardır yapılan büyük çaplı etkinliklerini başka şehirlere taşımak durumunda kalan Kaos GL ekibi halen alternatif yöntemlerle çalışmalarına devam ediyor. 18 Kasım 2017 tarihinde, OHAL döneminde açıklanan ilk yasak Ankara Bölge İdari Mahkemesi’nde kaldırıldığı halde, kamuoyuna açıklanmayan ikinci yasak nedeniyle halen şehirde LGBTİ+ etkinlikleri yapılamıyor.

“LGBTİ+ hareketine yönelen sansür sadece LGBTİ+’ların sorunu değil. Ayrımcılığa çok yoğun bir şekilde maruz bırakılan LGBTİ+ hareketinin sivil alanda da yalnız bırakılması sansürün etkisini ve gücünü arttıran bir mesele,” diyor  Kaos GL Medya ve İletişim Program Koordinatörü Yıldız Tar ve devamında bu yasakların tüm toplumsal barışı etkilediğini vurguluyor. Tar’la derneğin OHAL sonrası yaşadıklarını konuştuk.

OHAL sonrası süreci Türkiye’deki sansür ve ifade özgürlüğünün durumu açısından nasıl değerlendirirsiniz? Dernek olarak OHAL sonrasındaki çalışmalarınızda direkt ya da dolaylı olarak sansüre maruz kaldınız mı? Örnek verebilir misiniz?

Olağanüstü Hal maalesef Türkiye’deki LGBTİ+’lar ve LGBTİ+ örgütleri açısından kalkmadı. OHAL’deki sansür ve hak ihlalleri, OHAL kalkmasına rağmen son sürat devam ediyor. Ankara’daki bir dernek olarak OHAL süreci ve sonrasını yasakların gölgesinde geçirdik, geçirmeye devam ediyoruz. Ankara’da biri OHAL döneminde (birinci yasak) diğeri ise OHAL sonrası olarak adlandırılan dönemde (ikinci yasak) Ankara Valiliği’nce yürürlüğe sokulan iki ayrı süresiz yasaklama kararı vardı.

18 Kasım 2017’de yani OHAL döneminde Ankara’daki bütün LGBTİ+ etkinlikleri yasaklandı. Ankara Valiliği, Ankara’daki “LGBTİ sivil toplum örgütleri tarafından gerçekleştirilen etkinlikleri” süresiz olarak yasakladı. Valilik karara gerekçe olarak, “toplumsal hassasiyet ve duyarlılıklar”, “kamu güvenliği”, “genel sağlık ve ahlakın korunması” ve “başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması” iddialarını gösterdi.

Bu yasak OHAL kalktıktan sonra da uzunca süre yürürlükteydi. Ancak bu sene Nisan ayında Ankara Bölge İdare Mahkemesi’nce kaldırıldı. Bölge İdare Mahkemesi, süre ve içerik bakımından sınır belirtmeyen Ankara Valiliği yasağının, OHAL döneminde dahi hukuka aykırı olduğunu tespit etti.

Öte yandan 3 Ekim 2018’de Ankara Valiliği’nin İl Emniyet Müdürlüğü’ne ilettiği bir yazı dolayısıyla ikinci bir yasaktan haberdar olduk. Bu yasak kamuoyuna açık bir şekilde ilan edilmedi, bize de bildirilmedi. LGBTİ+ toplumu bu yasaktan, ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması tarafından yapılmak istenen Ekim 2018 tarihli etkinliğin Valiliğin ikinci yasak kararı gerekçe gösterilerek engellenmesiyle haberdar oldu.

Bunun üzerine avukatlarımız aracılığıyla Ankara Valiliği’ne bilgi edinme başvurusu yaptık ve Valilik ikinci yasağın varlığını teyit etti. İkinci yasağın da iptali için hemen dava açtık ancak davaya bakan Ankara İdare Mahkemesi, ikinci yasağın, üçüncü kişilerin menfaatlerini etkileme gücü dahi olmayan, kurum içi bilgilendirmeden ibaret bir yazı olduğu, bu haliyle iptali sonucuna yol açacak yargılama sürecine gerekmediğini belirterek davayı reddetti. Tekrar valiliğe başvurduk ve yasağın devam edip etmediğini bilgi edinme kanunu kapsamında sorduk. Valilik Mart 2019’da genel bir yasaklama kararına atıf yapmaksızın her başvurunun kendi özelinde değerlendirildiği yanıtını verdi.

Valilik, genel bir yasak kararına atıf yapmamasına rağmen bu defa önce ODTÜ Onur Yürüyüşü’nü, ardından Ankara Barosu tarafından yapılmak istenen basın açıklamasını 3 Ekim 2018 tarihli yasaklama yazısına atıfla yasakladı. Tekrar sorduğumuzda bu sefer Valilik önceki beyanından vazgeçerek genel yasaklama kararının yürürlükte olduğunu, yalnızca 2911 sayılı yasa kapsamındaki başvuruların ayrı ayrı değerlendirildiğini bildirdi.

Bu aşamada Ankara İdare Mahkemesinin ikinci yasaklama kararının hukuka uygunluğunu denetleyerek karar vermesi bekliyoruz.

Özellikle ikinci yasak diye anılan yasakla birlikte Ankara’da iyice çetrefilli, karmaşık ve keyfî bir süreçle karşı karşıyayız. Kamuoyuna açıkça ilan edilmeyen bir yasak ve kamu otoritelerinin kendisiyle çelişen tutumlarıyla geldiğimiz süreç keyfîliğin tavan yaptığı, LGBTİ+ haklarını savunmak, kendini ifade etmek için yapılmak istenen her etkinliğin yasak kapsamında engellendiği bir sürece dönüştü.

Ortada çok ciddi bir hukuksuzluk ve hak ihlalleri silsilesi var. Yasak kararlarındaki “toplumsal hassasiyet ve duyarlılıklar”, “kamu güvenliği”, “genel sağlık ve ahlakın korunması” ve “başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması” gibi iddialarla hem LGBTİ+’ların temel hakları ihlal ediliyor hem de Ankara başta olmak üzere yurt genelindeki LGBTİ+’lar hedef gösteriliyor, nefrete ve ayrımcılığa açık hale getiriliyor.

Yasak kararının kendisinin ayrımcı, “toplumsal hassasiyet” ve “genel ahlak” gibi muğlak kavramlar üzerinden olmasının yanı sıra süresiz olması da bu hukuksuzluğun tuzu biberi. Valilik, kamu güvenliğini gerekçe gösterirken hem o kamunun hem de toplumun çok önemli bir parçası olan LGBTİ+ toplumunu tehlikeye atıyor.

Aslına bakarsanız ortada eşi benzeri görülmemiş bir yasaklar silsilesi söz konusu. Bu yasaklar; heteroseksizmin yok etme, görünmez kılma arzusunun en net ve yine aslında yasağın mahiyeti düşünüldüğünde tutarsız bir dışavurumu. Şu aşamada LGBTİ+ haklarını savunmak nefret ve ayrımcılık ideolojilerinin toplumu yeniden ve yeniden tasarlama arzusuna karşılık bir yandan da hem toplumu hem de bireyi savunmak anlamına geliyor.

LGBTİ+’lar bu toplumun olağan ve aslında gayet de sıradan bir parçası. Ortada öyle iddia edildiği gibi “toplumsal hassasiyetleri provoke edecek” bir durum yok. Zaten herhangi bir kimlik, kendine dair bir özellik, var olma biçimini nasıl hassasiyetleri provoke edebilir ki?

Dernek olarak; bugüne kadar Ankara’da barışçıl bir şekilde gerçekleştirdiğimiz bütün etkinliklerimiz senelerdir engelleniyor. Bu engellemeler ve yasaklar; sansürün varabileceği son nokta.

Adsız Tasarım Kopyası Kopyası Kopyası Kopyası Kopyası Kopyası Kopyası (2)

Sansür kadar önemli bir gündem de otosansürün olağanlaşması. Dernek olarak siz çalışmalarınıza otosansür uyguluyor musunuz? Otosansürün olağanlaşmaması için ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?

Süresiz yasaklarla birlikte Ankara’da hareket alanımız önemli ölçüde kısıtlandı. Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma, Feminist Forum, Ayrımcılık Karşıtı Sempozyum gibi büyük etkinliklerimizi başka şehirlere taşımak zorunda kaldık. Bu etkinlikler dışında, Ankara’da LGBTİ+’ların bir araya gelebilecekleri, sorunlarını tartışabilecekleri etkinliklerimizi de başka şehirlerde yapmak durumunda kaldık. Hâlâ daha Ankara’da herhangi bir LGBTİ+ etkinliği düzenlemek yasaklı.

Olağandışı bir hal yaşatılıyor ve bunun olağanlaşmaması için dernek olarak yasağa karşı insan hakları örgütlerinin, sivil toplumun harekete geçmesini önemsiyoruz. Bu yasaklarla birlikte LGBTİ+’lar toplumdan tecrit edilmeye, parçası oldukları toplumun dışına itilmeye çalışılıyor. Buna karşı en iyi cevap ısrarla ve inatla toplumsal ve kamusal alanlarda LGBTİ+ varlığını; bu alanların eşit öznesi olduğunu yinelemek.

Sizce LGBTİ+ hareketi, dernekleri ve diğer oluşumlar internet sansürüne ne ölçüde maruz kalıyor? Son bir yıl içinde nefret söylemi, karalama, hedef gösterme, erişim engeli gibi sansür yollarından hangisine maruz kaldınız?

2015 ve 2016 yıllarında yayınladığımız “LGBTİ’lerin İnternet Yoluyla İfade Özgürlüğü” raporları internet sansürünün boyutunu ortaya koyuyordu. Raporlarda değerlendirilen örnekler, “müstehcenlik, “kamu düzeni”, “ahlak” gibi içeriği belirsiz kavramlarla geniş bir engelleme yetkisi kullanımına yol açıldığını gösteriyor. Bu durum hâlâ geçerli. T.C. Anayasası ve Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerle garanti altına alınmış olan ifade özgürlüğünün uygulamada etkin bir şekilde kullanılabilmesi için, otoritelere internet erişimini kısıtlama yetkisi veren yasal düzenlemelerin, muğlak kriterlere yer verilmeden, ayrımcılığa yol vermeyecek şekilde yeniden düzenlenmesine ihtiyaç var.

Öte yandan özellikle son birkaç yılda çeşitli basın kuruluşları tarafından daha fazla hedef gösteriliyoruz. “Sapkın LGBTİ+ dernekleri kapatılsın”, “Sapkınların örgütü Kaos GL” gibi ifadeler yaygın şekilde kullanılıyor. Dernek çalışmalarımız çarpıtılarak hedef gösteriliyor.

Her sene yayınladığımız Medya İzleme Raporu’muzun 2018 sonuçlarına göre 2018’de yazılı basındaki haber ve yazıların yarısı LGBTİ+’lara yönelik önyargıları besledi; ayrımcı dil ve nefret söylemi yoğun şekilde kullanıldı. Bütün metinlerin neredeyse yarısını oluşturan 1130 metinde LGBTİ+’ların temel hakları ihlal edildi, nefret söylemi ve/veya ayrımcı dil kullanıldı ya da metinlerin LGBTİ+’lara ilişkin önyargıları besleyen içerik tercih edildi.

LGBTİ+ örgütlerinin LGBTİ+ haklarına ilişkin görüşleri 2018’de yazılı basında kendisine ancak 70 metinde yer bulabildi. Bu, hak haberciliği kapsamında değerlendirilen haberlerin yüzde 6’sını oluştururken, bütün haberlerin ise sadece yüzde 3’üne tekabül ediyor. Bütün bu sonuçlar medyada LGBTİ+ derneklerinin çalışmalarının görünmez kılındığını; LGBTİ+ kişi ve örgütlerin ise hedef gösterildiğini ortaya koyuyor.

Sizce LGBTİ+ hareketi sansür ve otosansürle nasıl mücadele edebilir? Önümüzdeki süreç açısından öngörüleriniz neler?

Bu sorunuzu aslında LGBTİ+ hareketi değil; bir bütün olarak sivil toplum cevaplamalı. LGBTİ+ hareketine yönelen sansür sadece LGBTİ+’ların sorunu değil. Ayrımcılığa çok yoğun bir şekilde maruz bırakılan LGBTİ+ hareketinin sivil alanda da yalnız bırakılması sansürün etkisini ve gücünü arttıran bir mesele. Ve maalesef ki LGBTİ+ etkinlik yasaklarında LGBTİ+ hareketi gereken desteği göremedi. Önümüzdeki süreçte, bu yasaklama, ifade ve örgütlenme özgürlüğü ihlallerine karşı LGBTİ+ hareketini diğer toplumsal hareketlerin desteklemesi önem kazanıyor. Günün sonunda bu ihlaller bir bütün olarak toplumu, toplumsal barışı hedef alıyor.