“En büyük etki birbirimize ses olmak”

Susma Platformu’nun Batman’da OHAL’de İfadeyi Savunmak başlığı altında düzenlediği hukuk semineri, 12 Mayıs’ta Batman Barosu’nda gerçekleşti. Avukatlar Bahri Belen ve Mahsuni Karaman’ın ifade özgürlüğü ihlali davalarındaki deneyimlerini aktardığı seminerin moderatörlüğünü Batman Barosu Yönetim Kurulu üyelerinden Erkan Şenses üstlendi.

Batman Barosu Başkanı Abdülhamit Çakan’ın da katıldığı etkinliğe baro avukatları yoğun katılım gösterdi. Etkinliğin sonunda avukatlar Bahri Belen, Mahsuni Karaman ve Erkan Şenses’e Batman Barosu tarafından birer plaket sunuldu. Ayrıca Susma Platformu’nun baroların ifade özgürlüğü komisyonları kurmasını teşvik etme girişimine Batman Barosu’ndan olumlu yanıt geldi. Baro, yeni dönemde Batman’da bir ifade özgürlüğü komisyonu kurulması için ortak bir çalışmaya hazır olduğunu ifade etti.

 

“Mesele Ayşe Öğretmen’in söyledikleri değil söylemedikleriydi, söyledikleri değil niyeti yargılandı”

HDP eş başkanı Selahattin Demirtaş ve Ayşe Öğretmen olarak bilinen Ayşe Çelik’in de avukatı olan Mahsuni Karaman, seminerdeki konuşmasına  ifade özgürlüğünün sınırlarını ve içeriğini tanımlayarak başladı. “İfade hürriyetini aktif olarak düşünceyi dile getirme gibi görüyoruz ama ifade hürriyeti sadece konuşmak, fikir beyan etmek değil. Birtakım araçlardan yararlanarak kanaat, düşünce oluşturma hakkının da ifade hürriyeti çerçevesinde ele alınması gerekiyor” diyen Karaman, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun geçen günlerde “Tamam” ve “Sıkıldık” kampanyası yapanların sosyal medyada takibe alınacağı açıklamasını hatırlattı. Bu açıklamaların yeni olmadığını, bu tür durumlarda hükümetten çıkışlar geldiği zaman yargının da hemen soruşturma başlattığını belirten Karaman, Selahattin Demirtaş’ın dosyalarının tamamının da ifade hürriyetiyle doğrudan ilgili olduğunu vurguladı. Karaman, Demirtaş’ın 2015’te Diyarbakır’da yaptığı bir konuşmadan bahisle Adalet Bakanı müsteşarının Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulunduğunu, soruşturma tamamlandıktan sonra da başsavcılığın yine aynı müsteşardan izin talep ettiğini söyleyerek “Yani müşteki aynı, ihbar eden aynı, soruşturma iznini veren aynı makam. Trajikomik ve somut vakalar var” dedi ve Demirtaş’a yönelik örgüt üyeliği suçlamasının da yine yaptığı konuşmalardan ibaret olduğunu hatırlattı.

Ayşe Çelik dosyasına da değinen Karaman, Ayşe Öğretmen’in 8 Ocak 2016’da Beyaz Show’da sivil yaşam alanlarında çatışmalı ortamların yarattığı mağduriyetlere dikkat çeken konuşmasında “Çocuklar ölmesin, anneler ölmesin” dediği için yargılandığını belirterek “Savcı Ayşe Çelik’e ‘Güneydoğu Anadolu’da meydana gelen ve dikkat çektiğiniz bu mağduriyetlerde PKK’nin rolü nedir’ diye bir soru sormuştu. Düşünce ve kanaatini açıklamaya, üstelik yargı eliyle zorlama olan bu soruya hepimiz itiraz etmiştik. Soru geri alındı ama orada mesele Ayşe Öğretmen’in söyledikleri değil söylemedikleriydi. Yani söyledikleri değil niyeti yargılandı” dedi. Bugün Ayşe Öğretmen’in sembol bir isme dönüştüğünü ve birçok barış ödülü aldığını söyleyen Karaman, “Bu dosyada kendi adıma şöyle bir deneyim kazandım; aydınlar, sanatçılar, hukukçular o süreçte bu dosyaya el atmamış olsalardı, ifade özgürlüğü konusunda kamuoyu oluşmazdı. Bu hassasiyet somut, iyi şeylere yol açar. En büyük etki de birbirimize ses olmak, kamuoyu oluşturmak” dedi.

Son dönemde ifade özgürlüğünü tartışmamızın sebebinin ihtiyaçtan, yani eksiklik ve sıkıntılardan kaynaklandığını belirterek sözlerine başlayan Bahri Belen, sadece Anayasa Mahkemesi’nde değil, diğer mahkemelerde de ifade özgürlüğü ile ilgili OHAL’in ilanından sonra tuhaf değişiklikler olduğunu söyledi. Belen, “Aslında ülkenin kuruluşundan beri olağanüstü durumlarda bu sıkıntılar hep yaşanmıştır. Bir ülkenin hukuk tarihi, özgürlükler tarihidir. Aynı zamanda da olağanüstü dönemlerde özgürlüklere getirilen sınırlamalar ve haksız yargı uygulamaları tarihidir” dedi.

İfade özgürlüğünün düşüncenin dışavurumu ve bu dışavurumdaki özgürlüğün korunması ihtiyacından doğduğunu vurgulayan Belen, “Bugün insanın kafasındaki düşüncelere cezalar getiren bir uygulama var. Oysa ifade özgürlüğü düşünüp de açıklamak istemediğini söylememeyi de içeriyor. Öte yandan topluma, bilime, felsefeye, siyasete katkısını olabileceğini düşündüğümüz ifadelerin açıklanması, ikincisi bu düşüncelere inandığımız için bunun propagandasının yapılması; yani resim yapmak, sosyal medya kullanımı, bir film yönetmek, mitingde konuşmak, kitap yazmak gibi eylemlerin güvencelenmesi ve üçüncüsü, düşüncelerimizi yayma konusunda örgütlenmek de bir ifade özgürlüğü. Bu Darwin teorisi de olabilir, bir hastalık hakkındaki fikirlerimiz de olabilir” ifadelerinde bulundu.

Bugünkü uygulamalarla anayasanın 90’la gelinen noktanın gerisine gittiğini ifade eden Belen, “Suçta ve cezada kanunilik diye bir ilkemiz var. Devlet eylemlere kanunla, normla bir yaptırım getirecekse bunu açıkça yazmalı. Bugün yerel mahkemelerin Yargıtay’ın, istinat mahkemelerinin verdiği kararlar bizi geri noktalara götürdü. Anayasa Mahkemesi’nin 2007 tarihli bir kararı var. Diyor ki ‘Demokrasi – ki ifade özgürlüğü demokrasinin temel taşlarından biri- anayasanın başlangıç kısmıyla 2 ve 5. maddelerinde devletin korumakla ve özen göstermekle yükümlü olduğu ilkeler arasında yer almakta; özgürlükçü niteliğinin erdemi ve değeri de hukuk devletinin çağdaşlaşmasına katkısı nedeniyle büyük önem kazanmaktadır. Demokrasiler temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Demokrasinin en önemli ilkelerinden biri de hukuk devleti ve hukuk güvenliğidir’.

Şimdi 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 7. maddesi nasıl yorumlanır? 299. maddede cumhurbaşkanına hakaret mi, eleştiri mi, nasıl yorumlanacak? 301. maddede Türklüğe hakaret etme nasıl değerlendirilecek? Bütün bunlarla ilgili Yargıtay’ın, AYM’nin, yerel mahkemelerin yerleşik kararları var ve bugün KHK döneminde yargı o kararları unuttu” dedi.

Siyasetçilerin söz söyleme, söylediklerinden dolayı yargılanamama, suçlanamama hakkının demokratik toplumun en temel özelliklerinden biri olduğunu vurgulayan Belen, “HDP ya da başka bir parti üyesinin ülkenin yönetimi, geleceği ile ilgili söyledikleri sözlerden dolayı yargılanması kadar ifade özgürlüğünün, siyaset özgürlüğünün tehlikeye atıldığı bir dönem hiç olmamıştır. Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni imzaladı ama uymuyor. Oysa en önemli mesele imza atmak değil, en güçlü iktidarlara karşı bu hakların güvence altına alınması. Hukuki denetim mekanizmaları etkin çalışan toplumlar hukuk devletidir, etkin sonuçlar alınan toplumlar da demokratik toplumlardır” diyerek Avusturyalı  pozitivist hukukçu Hans Kerzen’den bir alıntıyla sözlerini noktaladı: “Bir toplumda eğer bir kişi hukuktan şikayet ediyorsa ve bir kişi toplumda adalet arıyorsa o toplumda hukuk ve adalet için umut vardır”.