Tiyatro Kooperatifi: Çözümde ortaklaşmak

Tiyatro Kooperatifi: Çözümde ortaklaşmak

Yeni kurulan dernekler, kooperatifler ve dayanışma ağlarıyla görüştüğümüz İfade Özgürlüğü ve Yeni Oluşumlar başlığı altındaki röportaj dizimizin konuğu Tiyatro Kooperatifi.

İstanbul’da faaliyet gösteren 32 tiyatronun bir araya gelerek kurduğu Tiyatro Kooperatifi, umut vaat eden yapılanmalardan biri. Kooperatif gibi kent yaşamında ve sanat dünyasında pek görmediğimiz bir modelle örgütlenen tiyatrocular alanın ekonomik ve yasal sorunlarını düzeltmek, ortak hareket etmek amacıyla yola çıktı.

Oyuncu ve Tiyatro Kooperatifi Yönetim Kurulu üyesi Iraz Yöntem ile Tiyatro Kooperatifi Genel Koordinatörü Fisun Eşki’yle tiyatrocuların örgütlenme tarihini, kooperatif modellerini ve gelecek planlarını konuştuk.

Tiyatro Kooperatifi’nin öncesine gidelim. Bir süredir tiyatrocular çeşitli biçimler ve isimler altında bir araya gelmeye çalışıyor. Daha önceki girişimleri kısaca anlatabilir misiniz?

Iraz Yöntem: Bu oluşumların hemen hemen hepsinin içindeydim. Alternatif Sahneler Birliği’nin kurulduğu süreç, Beyoğlu’nda sahnelerin fazla olduğu bir dönemdi. Ortak hareket etme güdüsüyle ve biraz da daha fazla seyirciye kendimizi ulaştırma çabasıyla kurulmuştu. Alternatif Sahneler Birliği’nde yedi sahne vardı ve bastırılan ortak broşürde yedi sahnenin de oyun takvimi duyuruluyordu. “Bugün ne seyretsek” hashtagiyle daha az seyirciye ulaşmış sahnelerin sosyal medyada duyurulmasına yardımcı oluyorduk. Sonrasında bu çatıyı genişletmek için adım attık. Bağımsız Tiyatro Birliği adı altında bir girişim oluşturduk. Burada daha fazla sahne vardı. Ardından da dernekleşmeye karar verdik. Ancak dernekleşme sürecimiz sönümlenmek durumunda kaldı.

Sonrasında bu deneyimlerin de bilgisiyle yeniden bir araya gelme ihtiyacı doğdu. Oyuncular Sendikası geçen sene mayıs ayında hem sahnesi olan tiyatrolara hem de sahnesi olmayanlara bir çağrı yaptı ve “Nasıl bir model olabilir” diye tartıştık. Biz de daha önceki deneyimlerimizi ve bilgilerimizi ortaya koyduk. Kooperatif konusunda biz de deneyimli değildik. Ticaret Bakanlığı’na bağlı Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü’nden uzmanlar bizi bu konuda bilgilendirdi. Sonrasında kooperatif modeli inşa etmeye karar verdik. Kooperatifçilik aslında sürdürülebilir ekonomi yaratmak ve o ekonominin kalkındırılması üzerinden hareket eden bir sistem. Özel tiyatrolar özellikle yasal mevzuattan kaynaklanan sebeplerle mali olarak sıkıntı içindeler. Biz de “Sorunlarımızın temelinde ekonomi yatıyor, o nedenle ekonomik bir örgütlenme modeli kuralım” dedik.

Biz ticaret kanununa göre tacir sayılıyoruz; yani bir bakkal dükkanından, restorandan farkımız yok. Halbuki tiyatro yapıyoruz, kamusal bir hizmet veriyoruz. Ancak yasal olarak böyle bir tanım yok. Dolayısıyla bunu tanımlamak gerek. Dünyadaki modelleri örnek alarak 21. yüzyıl dünyasında bir tiyatronun nerede durduğunu göstermek ve Türkiye’deki tiyatro yaşantısını da dünya gerçeğine yaklaştırmak gibi bir hedefimiz var. Yani sektörün profesyonelleşmesi gerekiyor. Bu yüzden siyaset üstü, ideolojiden bağımsız, hatta estetik tartışmaların da dışarıda bırakıldığı bir platform ihtiyacımız var.

Adsız Tasarım Kopyası Kopyası Kopyası Kopyası Kopyası Kopyası Kopyası (53)

Yasal mevzuatlar sorununu ayrıntılı sormak istiyorum. Kooperatif modeli yasal mevzuatların değişimi konusunda nasıl etkili olacak?

I.Y: Tiyatro Kooperatifi kamu, özel sektör, yerel yönetimler, belediyeler adına muhatap olacak çatı kurum olmayı hedefliyor. Böyle sıkıntılarımız var, mevzuat değişikliğine ihtiyacımız var, “Yaptığımız iş kamusal bir hizmettir” diyerek, ilgili makamlarla görüşerek ve birlikte çalışarak devam etmeyi hedefliyoruz.

Böyle bir birliktelik adına mevzuatlara yönelik çalışmalar yapılmadı daha önce. Mesela Kadıköy Tiyatrolar Platformu yerel yönetimle birlikte çalışıyor ve resmi bir oluşum değil. Bu şuna güzel bir örnek teşkil ediyor: Resmi bir sıfatınız olmasa bile bir yerel yönetim tarafından muhatap olarak kabul ediliyorsunuz. Bireysel çıkarları göz ardı ederek ortak çalışma doğrultusunda hedefler belirtiyorsunuz ve bu hedefler ekseninde çalışmak daha kolay oluyor. Bunu genele yaymak hedefiyle yola çıktık ama operasyonu İstanbul’la sınırladık. İş gücümüz ve maddi gücümüz bütün Türkiye’yi kapsayacak yeterlikte değil. Ama Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde ve şehirlerinde kendi kooperatiflerini kurmak isteyenlere de danışmanlık vermeye hazırız. Zaten yedi kooperatif bir araya geldiğinde de kooperatif birliği kurulabiliyor. Bütün üreticilerin tek bir çatı altında birleşmesi, gücünü ortaklığından alması, sorunlarında ortaklaştığı noktada çözümde de ortaklaşması önemli. Özellikle kamuyla olan iletişimde bir köprü kurmak gerekir.

Fisun Eşki: Sadece kamu için değil, özel sektör, sivil toplum kuruluşları için de özel tiyatrolar adına muhatap bir kurum olmayı hedefliyoruz. Sonuçta tiyatro sektörünün dokunduğu, birlikte iş üretebileceği her paydaş bizim için kıymetli. Bu sektörün profesyonelleşmesi ve koşullarında iyileştirme yapmak için her kurum/kişi ile işbirliğini hedefliyoruz.

Yasal mevzuatlara yönelik taleplerinizde ilk olarak önünüzde ne var?

I.Y: Yerel yönetimlerle şöyle bir organik bağ kurmamız gerekiyor. Mesela belediyelerin ruhsat yönetmelikleri çok eskiden kalma. Bir tiyatro sahnesinin ruhsat alması için İtalyan sahnesinin olması gerekiyor. 1960’lardan kalma bir kural. Mesela bu yönetmelikte değişiklik yapılması gerekiyor. Biz artık sahne olarak inşa edilmemiş yapıları da sahne olarak kullanabiliyoruz, dönüştürebiliyoruz. Dolayısıyla tiyatroların ruhsatlandırılması için bu mevzuatın değiştirilmesi gerekiyor.

Peki, şu an İtalyan sahnesi olmayan tiyatrolar hangi isim altında çalışma yürütüyor?

I.Y: Her belediyenin kendi yönetmeliğinde farklı tanımlar var, o yüzden ruhsatlarında farklı isimler altında çalışma yürütüyorlar. Kimi atölye olarak, kimi gösteri merkezi olarak gösteriliyor. Bu yerel yönetimlerle kuracağımız ilişkiye ve taleplerimize bir örnek.

Biraz daha uzun vadeden bakalım. Biz özel tiyatrolar olarak öncelikle Ticaret Bakanlığı’yla paydaşız. Çünkü ticari kurumlar olarak görülüyoruz. Kültür Bakanlığı’yla en sonunda görüşüyoruz. Ancak biz Ticaret, Maliye ve Kültür Bakanlığı’yla ortak masaya oturup dünyadaki örnekleri vererek, sektörü iyileştirmek üzerine hangi hamlelerin yapılması gerektiğini anlatmak istiyoruz. Mesela ticari işletme sıfatından kurtulup yeni bir tanım getirmemiz gerekiyor. Bunun adı kültürel işletme olabilir mesela. KDV oranında değişiklik yapılabilir.

F.E: Sanatın kamusal bir hizmet olması sebebiyle, tiyatro ile bir restoran arasındaki fark gözetilmeli diye düşünüyoruz.

I.Y: Dünyada özel tiyatroların gelirlerinin maksimum yüzde 20’sini bilet gelirleri oluşturuyor. Geri kalan yüzde 80 de ağırlıklı olarak devletten alınan ödenekler, bağlı bulundukları yerel yönetimlerden aldıkları ödenekler ve özel sponsorluklardan geliyor. Bizse bütçemizin yüzde 150’sini biletlerden çıkarmaya çalışıyoruz. Özel tiyatroların geleceğini yapılandırırken, devletin ve yerel yönetimlerin de kapılarını aralayıp yeni bir kültür politikası yaratılması ve mevzuatlarda değişiklik yapılması gerekiyor.

Tiyatrocular diğer sanat dallarında hiç görmediğimiz kadar bir araya geliyor, ortak hareket ediyor. Tiyatrocuların örgütlenme merakı nereden geliyor? Ve nasıl başarıyorlar?

I.Y: Yakın zamanda Yayıncılar Kooperatifi ve Yönetmenler Birliği de kuruldu. Tiyatro dışındaki alanlardan bunları örnek verebiliriz. Bu kadar girişken olabilmemizin nedeni en az 10 yıldır çaba harcıyor olmamız olabilir. Ben kişisel olarak hemen hemen 10 yıldır işin içindeyim. Öncesinde de çeşitli girişimler oldu. Kurulan dernekler de oldu. Ama ya sönümlendiler ya da başka şeylere dönüştüler. Hepsi bir deneyim oldu. Mayıs 2018’de 13 tiyatronun bir araya gelmesi, “Bizim ihtiyacımız nedir, ne yapmalıyız” diye kafa patlatması, ekonomi temelli bir örgütlenmede karar kılması, şu an kooperatifçiliğin destekleniyor olması gibi etkenleri sıralayabiliriz.

Bu devamlılık arz eden bir sürece dönüştü. Biz geçmiş deneyimlerimizden ders çıkardık hep. Doğruya gitmenin en kısa yolu hata yapmaktan geçer. Biz doğru modeli bulmaya çalıştık. Bulduk sanırım ki de ilk defa böyle bir organizasyon vücut bulmuş oldu.

Bu biraz da şundan kaynaklanıyor. Tiyatro kolektif bir sanattır. Tek başınıza sahnede varlık gösteremezsiniz. Tiyatronun ekip işi olduğunu göz ardı etmiş olursunuz. Sadece ekip değil seyirci de bunun parçasıdır. Edebiyatçılar ya da plastik sanat alanındakiler daha bireysel üretim icra ediyorlar. Galiba bizim yaptığımız sanat dalı bünyesinde bütün sanat dallarını barındırdığı için örgütlenme güdüsü buradan geliyor. Mesleğin kendi tabiatından gelen bir hareket.

F.E: “Neden vakıf veya dernek değil de kooperatif?” sorusuyla karşılaşabiliyoruz. Kooperatife giden süreçte birçok paydaşla, sivil toplum kuruluşları ve danışmanlarla görüştük. Biz Türkiye’de ve dünyada bir ilk olan bu yapıyı kurgularken, amaçlarımızın arasına savunuculuğu da koyduk. Buradaki savunuculuk, oluşturulması gereken yasal yapının savunuculuğu.

Yöntem: Temel derdimizi şöyle özetleyebilirim. Kısa vadede tiyatroların üzerindeki yükü azaltmak. Orta vadede tiyatroların gelirlerini artırmak için çalışmalar yapmak. Uzun vadede de yasal mevzuatlar konusunda düzenlemeler yapmak.

Madem yeni bir yapı inşa ediyoruz, neden ekonomik sorunları da dahil etmek istemeyelim dedik. Tek derdimiz yasal mevzuatlarda değişiklik olsaydı tiyatroların üzerindeki mali yükü hafifletme çalışmalarımız olamazdı. Biz önce hayallerimizi ortaya koyduk, sonra bununla ilgili araştırmalarımızı yaptık. Sonrasında ortaya böyle bir yapı çıktı.

Biraz da son dönemdeki politik konjonktüre gelelim. Kooperatif temelde ekonomiyi temel alan bir yöntem. Tiyatroların ekonomik olarak güçlenmesi ifade özgürlüğü açısından neden önemli?

I.Y: Ortaklarımızın arasında küçük ölçekli tiyatrolar da var, büyük ölçekli tiyatrolar da. Küçük ölçekli tiyatrolarda biz hem oyuncu hem muhasebeci hem de asistanız. Dolasıyla yapmak istediğimiz sanata yeterince zaman ayıramıyoruz. Ekonomik mecburiyetleri karşılamak için asıl yapmak istediğimizi bırakıyoruz. Halbuki üzerimizdeki bu ekonomik baskıyı ve operasyonel yükü hafifletebildiğimiz zaman yapacağımız sanat üzerine daha fazla zaman ayırabileceğiz. Bu da ifade özgürlüğünün olanaklarını artırmak açısından önümüzü açacak.

Tiyatro Kooperatifi’nin tiyatrocuları ilgilendiren politik gündemlerle ilgili bir ajandası olacak mı? Ya da farklı politik görüşlerden tiyatrolar ve tiyatrocular yer alıyor mu?

I.Y: Sorunlarımız ortaksa ve bu sorunların büyük kısmı ekonomik sebeplerden kaynaklanıyorsa hep beraber olmalıyız dedik. İdeolojik olarak farklı tiyatrolar da var, estetik algısı farklı tiyatrolar da var.

F.E: Görüşler taban tabana zıt da olsa, sonuçta her tiyatro aynı vergiyi ödüyor. Koşulların iyileştirilmesi için, ayrışılan noktalara değil sorunların çözümüne odaklı bir yapı kurduk.

Bir süredir devletin ve belediyelerin özel tiyatrolara desteği düşüyor. Ya da ödenekler adını bile duymadığımız tiyatrolara gidiyor. Ödenek politikaları günümüz tiyatrosunu nasıl etkiliyor? Kooperatifin bununla ilgili bir çalışması olacak mı?

I.Y: Bizim şöyle bir niyetimiz var; ana sözleşmemizde kooperatife ortak olmanız için net bir tanım var. İstanbul’da vergi dairesine kayıtlı, tiyatro faaliyeti yürüten ticari işletme olmanız lazım. Ama ödenek alan tiyatrolara baktığınız zaman inşaat şirketlerini, kozmetik şirketlerini görebiliyorsunuz. Bizim ilk önerimiz bu konuda olacak. Neden orada tiyatro yapıyorlarsa bir kozmetik şirketi altında yapıyorlar?

Buradan tiyatro faaliyetlerinde bulunan ticari işletmelerin faydalanması lazım. Standardizasyona ihtiyaç var. Halihazırdaki ödenekte bütçe de aslında yeterli değil. Kültürün de bir ihtiyaç olduğu ve iliklerimize kadar işlemesi gerektiğini vurgulamalıyız. Bu konuda aynı masada oturup müzakere etmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Doğru standartları koyarsak haksızlık minimuma iner diye düşünüyoruz. Belki de devlet destek sözleşmelerinde öyle maddeler koyacak ki bütçesinin bir kısmını zaten tiyatroya ayırır hale gelecek.

Aramızda ödenek alan ve almayan tiyatrolar da var. Ortaklarının üçüncü türden ticari faaliyetlerine müdahale eden ya da sorgulayan bir yapı değil kooperatif.

F.E: Kooperatif ortağı bir tiyatronun, pazarlama stratejisi, yaptığı sponsorluk anlaşmaları, sanatsal üretimi, sahnesinde hangi oyunlara yer vereceği kendi tasarrufunda olan konular. Doğal olarak, kooperatif ortağı tiyatroların hepsinin imkân ve ihtiyaçları aynı değil. Bu imkanların nasıl kullanılacağı, kooperatif ortağı tiyatroların kendi tasarrufunda olmalı diye düşünüyoruz. Örneğin ortaklarımızın sahne ihtiyacı varsa, yerel yönetimler yardımıyla yeni kaynaklar yaratmak stratejisiyle yola çıkmış durumdayız.

I.Y: Yerel yönetimlerle kurulacak ilişki şurada önemli. Birçok yerel yönetimin halihazırda sahnesi var.  Bunların ne yazık ki birçoğu doğru kullanım amaçları doğrultusunda yapılmamış. Bunların ilk olarak revize edilmesi gerekiyor. Yerel yönetimler kamusal hizmet sunan kurumlar. Tiyatro da bir kamusal hizmet. Yerel yönetimlerin kamuya bu hizmeti sunması, sahnelerin düzeltilmesi, belki de ulaşım hizmetlerinin sağlanması, mümkünse yeni sahne yapılmaması olanlarının revize edilmesi gibi metotlar olabilir. Böylece tiyatrolar da sahne ihtiyaçlarını karşılayabilecek.

İzleyicilere yönelik neler yapmayı planlıyorsunuz?

I.Y: Öncelikle bizim seyirciye ulaşma kapasitemizi artırmamız gerek. Bu da tiyatroların görünürlüğünün artırılmasıyla ilgili bir süreçten geçiyor. Seyircinin tiyatroyu ulaşılabilir bulması bir süreç. Mesela özel tiyatrolarda biletler pahalıdır diye bir anlayış var. Aslında bunun nedenleri var. Ödenekli tiyatrolarda neden ucuz? Çünkü maliyet vergilerimizle karşılandığı için aslında peşinen ödemiş oluyoruz. Bilet fiyatlarının neden böyle olduğunu ve neden dünya standartlarında bir düzenleme yapılması gerektiğini açıklarsak, seyirci de bu düşünceden çıkar. Ama bu süreç işi.

Yola Alternatif Sahneler Birliği olarak çıktınız. Ancak bir süredir alternatif, küçük sahneler yavaş yavaş kapanıyor. Sizce neden böyle bir dönüşüm yaşanıyor?

I.Y: Aslında alternatif sahnelerin sayısı çok azalmıyor ama bölgeler değişmeye başladı. Eskiden Beyoğlu çevresinde konumlanırken, şu sıralar Kadıköy çevresine konumlanmış durumdalar. Halen Kadıköy’de inşaatı süren sahneler de var. Beni bir oyuncu olarak dönüştürülmüş bir mekânda oyun sergilemek çok heyecanlandırıyor. Benim ailem devlet tiyatrosu ve devlet opera balesinde çalışıyordu. Hayatım 300-500 kişilik İtalyan sahnelerde geçti. İlk kez alternatif bir sahnede oyun oynama deneyimini yaşadığımda inanılmaz bir duygu keşfetmiştim. Orada hiç deneyimlemediğim bir şey vardı. Bu anlamda oyun alanlarımızın ve yelpazenin genişlemesi sanat üretimi açısından önemli bir gelişme. Bunu da yine dünya standartları çerçevesinde devam ettireceğimizi umuyorum. Her yer oyun alanıdır. Sokak da, apartman dairesi de oyun alanıdır. Ben bir oyuncu olarak her yerde oyun oynamak isterim.

Kooperatifin idari yapısını nasıl kurdunuz? Mesela Fisun Hanım siz tiyatro dünyasından değilsiniz. Profesyonel alandan geliyorsunuz. Dışarıdan bir profesyonelle çalışmaya nasıl karar verdiniz?

I.Y: Bu tecrübeden geliyor. Daha önce her şeyi kendimiz yaptığımız için bu yolculukta profesyonel biriyle çalışmamız gerektiğine karar verdik. Şu anda geçici yönetim kurulumuz var. Önümüzdeki aylarda ilk genel kurulumuzu yapıyor olacağız. Ayrıca bir denetleme kurulumuz, bir mali müşavirimiz, bir avukatımız, bir genel koordinatörümüz ve ayrıca çalışma gruplarımız var. Çocuk ve gençlik tiyatrosu üzerine bir çalışma grubumuz oluşuyor. Bir de belediyelerle ilgili çalışmaları yürütecek bir grubumuz var.

F.E: Çalışma gruplarında da sadece tiyatrocular olmayacak, doğru paydaşları bu gruplara dahil etmeyi planlıyoruz. Örneğin Çocuk ve Gençlik Tiyatrosu üzerine çalışan grupta pedagogların, eğitimcilerin de olması gerekiyor. İlerleyen süreçte Milli Eğitim Bakanlığı’yla birlikte projeler üretebilmeliyiz.

I.Y: Dersimizi aldık. Profesyonellerle çalışma kararlılığımız da buradan geliyor.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

I.Y: Son olarak çağrımızı yapalım. Resmi kuruluşumuzu 32 kurucu ortakla gerçekleştirdik, şu an 34 ortaklı bir kooperatifiz. İstanbul’daki bütün özel tiyatroları kooperatif çatısı altında dayanışmaya ve bütünleşmeye çağırıyoruz.