“Sosyal medyada özellikle twitter’da gözleniyoruz, bunu artık hepimiz biliyoruz”

susma13nsn

G. Yüksel İnce

Besteci, piyanist ve şarkıcı Selen Gülün geçtiğimiz günlerde Ümit Kıvanç’ın kaleme aldığı bir yazıyı twitter’da paylaştığı için Türkiye Kültür Ofisi’nin Japonya’da gerçekleştireceği konsere verdiği desteği çektiğini yine twitter adresinden duyurdu. Türkiye’de ve uluslararası alanda önemli çalışmalara imza atan, kompozisyonları bir ok ülkenin orkestra ve müzik grupları tarafından sergilenen Gülün, aynı zamanda başta Bilgi Üniversitesi olmak üzere çeşitli okullarda ders verdi. Bugüne kadar altı albümü yayınlanan ve birçok ödülün de sahibi olan Gülün, Ocak 2017’den beri Tokyo’da yaşıyor. Susma Platformu olarak Selen Gülün’e ulaşıp son yaşadıklarına dair konuştuk.

Twitter’da Ümit Kıvanç’a ait bir yazıyı retweet ettiğiniz için Türkiye Kültür Ofisi’nin size verdiği desteği çektiğini belirttiniz. Yazının içeriği neydi? Retweet ettiğiniz yazıya herhangi bir yorum eklemiş miydiniz?

Yazı Ümit Kıvanç’ın 23 Mart’ta Duvar gazetesinde yayınlanan “Olay Diyarbakır’da geçmektedir…” başlıklı yazısı. Diyarbakır’da sırtından vurularak öldürülen Kemal Kurkut hakkında. Aslında bana sorarsanız eleştirel olmaktan  çok bıkkın ve duygusal bir yazıydı, bana da çok dokundu. Bir yorum yazmadan paylaştım. Hiçbir yorum ekleme ihtiyacı duymadım yazı zaten kendi kendine ağır bir yazıydı.

Desteğin bu yüzden çekildiğine dair size bir bildirimde bulunuldu mu?

Evet. Önce desteğin çekilebileceğine dair menajerim bir e-posta aldı. Ben Sidney’de konserdeydim. E-postada  sosyal medyada devlet büyüklerine terörist benzetmesi paylaşımlarda bulunmuş olmam sebebiyle konserin iptal edilebileceği yazıyordu. İlk e-postada beni kimin, neyle suçladığını anlama imkanı yoktu. Ben de cevap yazıp açıklama talep ettim. Cevaben Tokyo Yunus Emre Enstitüsü Başkanı telefonla aradı. Bu yazıyı hedef göstererek birlikte çalışmamızın doğru olmayacağını, merkezden bana destek verilmemesi uyarısının geldiğini, kendilerinin bu konuda bir şey yapamayacaklarını söyledi. Ardından da talebin Yunus Emre Enstitüsü’nün merkezinden geldiğini açıklayan e-posta geldi.

 Türkiye Kültür Ofisi nedir? Ne işe yarar? Oradan destek alma sürecinizden bahsedebilir misiniz?

Türkiye Kültür Ofisi çatısı altında 10 yıldır dış ülkelerde yaygın olarak çalışan Yunus Emre Enstitüsü var. Goethe Enstitüsü, İtalyan ve Fransız Kültür merkezleri gibi bir kültür ofisi olmak istiyorlar anladığım kadarıyla. Benim gördüğüm Tokyo’da daha çok geleneksel sanatlarla ilgili çalışmalar yapıldığı. Tokyo’da yaşamaya başladığımı bildikleri için bana da nasıl yardımlaşabiliriz diye sordular. Ben yaptığım projelerden bahsettim. İçlerinden Japon müzisyenlerin de katılabileceği Blue Band projesine destek olmak istediklerini, Türkiye’nin çağdaş yüzünü de tanıtmak istediklerini söylediler. Böyle durumlarda enstitülerin merkeze bağlı senelik bütçeleri kapsamında, sizi programa alıp merkezden bütçe istiyorlar. Merkez onaylarsa konser için nasıl çalışmalar yapılıyorsa onlar yapılıyor birlikte. Konser mekanı, ses tesisatı ayarlama, poster, medya haberleri vs. Biz bu konuların hepsi üzerinde anlaşmıştık. Zaten bütçe teklifi için konuştuğumuzda Eylül 2016’ydı, onaylandı dendiğinde de ekimdi. Üzerinde Tokyo Büyükelçiliği’mizin logosunun da olduğu posterler hazırlandı. Biletler internette satışa çıkarılmıştı. Müzisyenleri ben kendi çabamla bulmuştum ve Japonya’nın alanında en iyi müzisyenlerinden kurulu bir grup kurdum bu konser için. Müzisyenlere verilmiş sözler vardı tabii. İptal edildiğinde hepsine tek tek durumu bildirmem gerekti.

Daha öncesinde destek almış mıydınız bu ofisten?

Hayır almadım. Bu benim ilk deneyimim. Avusturya, Fransız, İtalyan kültür ofisleri, British Council ile defalarca çalıştım. Yunus Emre Enstitüsü ile tanışıklığım yoktu. Ben açıkçası özellikle son birkaç senedir devlet kurumlarıyla çalışmaya sıcak bakmıyordum, başıma böyle bir şey gelmesinden çekindiğim için. Bu sebepten de bu projeyi yapmak istiyorum, bana destek olur musunuz diye konuşmaya gitmedim. Tekliflerine olumlu yaklaşmamda  enstitünün Tokyo’da çağdaş, kültürel çalışmalarda bulunma isteği ve benim de yeni bir ülkede sorunsuz ve ön yargısız bir hayata başlama isteğimin önemli rolü vardı. Sosyal medyada belirttiğim gibi ben bu konseri zaten yapmak istiyordum. Kendileri sponsor olmak istediler.

İptal edilen konserinizle ilgili nasıl bir açıklama yaptınız ve tepkiler nasıl oldu?

Politik bir karar olduğunu söyledim elbette. Sonuçta konserin posterleri paylaşılmış, biletler satışa sunulmuştu. Hangi sebepten desteğin çekildiğini bilmeleri gerekiyordu. Onlara vadedilen konser ücretini ben veremiyorum tabii ki. Ama çok üzüldüler ve destek olmak istiyorlar. Dolayısıyla kimse paranın ve iptalin lafını bile etmedi. Konseri kendi imkanlarımızla daha önce kararlaştırdığımız gün olan 19 Mayıs’ta gerçekleştireceğiz.

Daha önce sosyal medyada yaptığınız paylaşımlar üzerinden veya düşüncelerinizi ifade ettiğiniz için herhangi bir sansüre yahut baskıya maruz kaldığınız oldu mu?

Açıkça görülen bir şekilde değil ama bu baskının zaten üstümüzde var olmadığını söylemek saflık olur. Kim kendisini dilediği gibi açıkça ifade edebiliyor ki artık? Daha önce üniversitede çalışırken bir öğrenci tarafından sözlü saldırıya uğramıştım, ardından babası ofisime gelmişti.  Üstü kapalı bir şekilde, isim vermeden yazdığım bir tweet’i veli şikayet etmiş, dekan da silmemi istemişti. Öyle bir şey yapmadım tabii ki! Orası benim özel alanım. Benim kim olduğum, nasıl yaşadığım, fikirlerim açıkça ortada. Bundan çekinecek değilim.

Türkiye’de zaten hep var olan sansür mekanizması OHAL dönemiyle birlikte artmış durumda. Her gün yeni bir vakaya tanık oluyoruz. Sanatın, sanatçının bu denli baskı altına alınması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Enteresan bir tablo ortaya çıktı aslında müzik dünyasında. Daha önce hiç görülmemiş sayıda albüm çıkıyor 2017’nin başından beri. Takip etmekte ve dinlemekte güçlük çekiyorum artık. Herkesin bir bıkkınlıkla kendi içine kapandığı ve daha üretken olduğu bir dönem geçiriyoruz sanırım. Müzik tabii bu anlamda daha korunaklı bir alan olabilir. Ortalıkta alenen sözle değil belki ama bir anlamda ses çıkarabiliyorsun. Sanatçının baskı altına alınması diye bir durum tarih boyunca mümkün olmamıştır ki, şimdi mümkün olsun. Sözünü öyle söyleyemez, böyle söyler ama illa söyler.

Düşüncesini ifade eden ve muhalif olarak görülen sanatçılara yönelik bir cezalandırma mekanizması geliştirilmiş durumda. Örneğin Kültür Bakanlığı tiyatrolara ve sinemacılara verdiği desteği sınırladı. Desteklenen sinema filmlerine ise sansür uygulanıyor. Dizi film dünyasında da benzer yaklaşımlar söz konusu. İhraç edilen, işlerinden olan tiyatrocular ve müzisyenler var.

Bütün bunları içimde çok büyük bir acıyla izliyorum. Başıma geleni hazmedemiyor olsam da bir anlamda çok da şaşırdığımı iddia edemeyeceğim. Böyle bir ortamda devlet kurumları ile atılacak her adıma dikkat etmen gerektiğini zaten biliyorsun. Ama bana bunu kabullenmek çok zor geliyor. Eskiden en azından özel sektör sanata ve sanatçıya mesafeli durmuyordu şimdi onlar da korkuyor, çünkü onların da kime, neden destek verdiği sorgulanıyor. Dünyadan kopuk, anlaşılamamaktan bezmiş içine kapanık bir üretim sürecine girdik, bunu gözlemleyebiliyorum. Ama insanların ne şekilde para kazanacağını bilemediği, yiyecek içecek, sağlık güvencesi olmadan ancak yaşamaya çalıştığı bir durumda üretim nasıl olacak bunu hep beraber deneyimleyeceğiz.

Sizce tüm bu olumsuz koşulların üstesinden nasıl gelinebilir?

Elbette dayanışma ile. Yapılabilecek en büyük yanlış umutsuzluk seline kapılmak. İnsanoğlu her ortamda yaratıcı çözümler bularak kendini ifade etmenin bir yolunu bulmuş. Savaş ortamlarında bile bunca harika eser yazılmış, çizilmiş. Birbirimizi dinleyip ayrışmadan bir arada durabilmek lazım. En kolayı ötekileştirip dışlamak. Birlikte hareket etmek, hatta üretmek gerekiyor. İlla örgütlü hareketten bahsetmiyorum. Ben mesela müzisyen arkadaşlarımın yeni albümlerini, başarılarını ya da başına gelenleri yakından takip etmeye çalışıyorum. Her zaman cesaretlendirici davranmaya, benden yardım istendiğinde yanlarında olmaya çalışıyorum. Hiçbir şey yapacak gücü olmayan, gücü kalmayan arkadaşlar da bir çeşit farkındalıkla davranabilirler. Başkasına olanı görmezden gelmek, senin başına benzer şeyler gelmeyecek anlamına gelmiyor. İşe güce dört elle sarılmak da güzel bir fikir. Bu süreçten öğreneceğimiz çok şey var.

 Sosyal medya insanların düşüncelerini paylaştığı, sansürün delindiği bir ortamken bir anda gözetleme kulesine döndü. Son yaşanan soruşturmalar, tutuklamalar sonrasında artık insanlar bu mecrada da düşüncelerini ifade etmekten ya da paylaşımlar yapmaktan imtina ediyorlar. Sosyal medyanın kullanımı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Doğru. Baksanıza sadece beğendiğim bir yazıyı paylaştığım için konserimi iptal ettiler. Sosyal medyada insanların ağzına söylenmemiş sözler tıkarak onları zor durumda bırakmak çok kolay. Bunun karşısında ise bir mekanizma yok. Etik var ama o mekanizma bizde zaten pek gelişkin değil maalesef. Sosyal medyada özellikle twitter’da gözleniyoruz, bunu artık hepimiz biliyoruz. Elbette ben de tedirgin oluyorum eskisi kadar kullanmıyorum bir süredir. Konser paylaşımları bizim için önemli olmasa şu ortamlardan çoktan çıkıp giderdim. Eskiden özgürce haberleşmek, haber almak için kullanıyorduk. Dünya ile anında iletişime geçebilmek çok güzel. Ama bir silah gibi paylaşımlarınızın size karşı kullanıldığı durumda eskisi kadar cazip değil benim için.