“Sansürün ve manipülasyonun olmadığı festivallerde…”

portakal

Reyan Tuvi’nin Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek filmi etrafında 2014 yılında Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yaşanan sansür krizi, son yerel seçimlerde belediyenin el değiştirmesiyle bir süredir yeniden gündemde.

Geçtiğimiz günlerde Sinema Yazarları Derneği’nin (SİYAD) “Altın Portakal’ın 2014’te yaşanan sansür vakasıyla yüzleşmeden, geçmişin üzerini örterek yeni bir sayfa açmasının mümkün olmadığını” belirterek festival yönetimine çağrıda bulunmasının ardından, festivalin hem o yılki hem de bu sene yapılacak festivaldeki danışmanlarından olan Hülya Uçansu’nun Cumhuriyet gazetesinde bir röportajı yer almıştı. Uçansu’nun Cumhuriyet’teki söyleşide yaptığı bazı açıklamalara aynı yıl festivalde Belgesel Film Yarışması’nın ön jürisi olan Berke Baş, Ayşe Çetinbaş ve Seray Genç’ten yanıt geldi. 

“Bizler, 2014 yılında, 51. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde görev almış Ulusal Belgesel Film Yarışması ön jürisi olarak, son haftalarda sürdürülen tartışmalar ve 20 Ağustos 2019 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan Hülya Uçansu röportajında bizi doğrudan sansürcü olarak niteleyen ifadeler nedeniyle bir açıklama yapma zorunluluğu hissediyoruz” sözleriyle başlayan açıklamada 2014’teki süreci özetleyen Çetinbaş, Genç ve Baş, festivalin eski yönetiminin sansür kriziyle yüzleşemediğini vurgulayarak SİYAD’ın çağrısının dikkate alınması gerektiğini belirtti. 

Çetinbaş, Genç ve Baş’ın açıklamasının tam metni şöyle:

“Bu sene Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin yönetiminin değişmesiyle birlikte 2014 yılında yaşanan sansür yeniden gündeme geldi. Bizler, 2014 yılında, 51. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde görev almış Ulusal Belgesel Film Yarışması ön jürisi olarak, son haftalarda sürdürülen tartışmalar ve 20 Ağustos 2019 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan Hülya Uçansu röportajında bizi doğrudan sansürcü olarak niteleyen ifadeler nedeniyle bir açıklama yapma zorunluluğu hissediyoruz.

Öncelikle yaşananları hatırlamanın, sansür sürecinin anlaşılması açısından yararlı olacağını düşünüyoruz: Bizler ön jüri olarak Ulusal Belgesel Film Yarışması’na başvuruları izleyip, bizden talep edildiği üzere 15 belgeseli seçtik ve festival komitesine bildirdik. Festival komitesinin seçilen belgesellerin listesini ıslak imzalı tutanak olarak talep etmesi üzerine 23 Eylül 2014 tarihinde festival ofisine giderek filmlerin nihai listesini teslim ettik. Orada festival komitesi tarafından tutulan tutanakta filmlerimizin listesi dışında yer alan hiçbir talep bize ait değildir. Filmlerin daha sonra avukatlara izletilmiş olması Hülya Uçansu’nun da röportajında aktardığı gibi tamamen festival yönetiminin tasarrufundadır.

26 Eylül 2014 tarihinde ise festival komitesinden gelen bir e-posta ile listemizde yer alan Reyan Tuvi’nin yönetmenliğini yaptığı ve Gezi direnişini anlatan ‘Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’ belgeselinin yarışmadan çıkartılmış olduğunu öğrendik. Buna dayanak olarak da bir avukatın hazırladığı söz konusu belgesel için ‘5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125. ve 299. Maddelerine aykırı ifade ve içerik ihtiva ettiği’ gerekçesiyle ‘yarışmadan çıkartılmasına karar verilmiştir’ ifadelerinin yer aldığı bir mektup gösterilmişti. Anında bunun yanlış bir karar olduğunu, filmlerin avukatlar tarafından izlenip TCK’ya göre değerlendirilemeyeceğini, bu kararın sansür olduğunu ve yarışma filmlerinin listesi henüz basınla paylaşılmamışken bu yanlıştan dönülmesini beklediğimizi belirten bir cevap gönderdik. Sonrasında günlerce festival komitesiyle sayısız e-posta yazışması ve telefon görüşmesi yaptık. Ne yazık ki bir sonuç alamadık ve 30 Eylül 2014 tarihinde bu sansürü kamuoyuyla paylaştık. Festival komitesi ertesi gün yaptığı resmi açıklamayla sansürü reddetti.

Festival yönetimi ne bu sansürle ne de filmleri avukatlara izletmiş olmakla ilgili hiçbir sorumluluk almadı. Hedef saptırılarak daha film listesini oluştururken ‘ilk sansürü’ ön jürinin yaptığı iddiaları ortaya atıldı. Gerek yönetmen Reyan Tuvi gerekse de ön jüri olarak bizler, ana akım medyadan sosyal medyaya kadar topyekün hedef gösterildik ve hakaretlere maruz kaldık.

Aradan beş yıl geçtikten sonra o dönem festival komitesinde yer alan Hülya Uçansu verdiği röportajda ‘ilk sansürün’ ön jüri tarafından ‘Küçük Kara Balıklar’ belgeseline uygulandığını iddia ediyor ve kaynak olarak yönetmen Haluk Ünal’ı işaret ediyor.

Ön jüri olarak bizlerin ne ‘Küçük Kara Balıklar’ belgeseli yönetmenleriyle ne de film listesinde yer alan bir başka yönetmenle hiçbir görüşmemiz, temasımız olmadı. Sanatsal ifade özgürlüğünün ve bağımsız film üretmenin ne anlama geldiğini bilen insanlar olarak ne filmleri izlerken, ne de listemizin son halini oluştururken herhangi bir yönetmen veya ekibiyle iletişime geçmediğimiz gibi herhangi bir yönlendirmemiz de olmadı.

Hülya Uçansu’nun bizi sansür yapmış olmakla itham etmeden önce bizlerden geç de olsa bilgi almasını üstlendiği sorumluluğun gereği olduğunu düşünüyoruz. Beş yıl sonra yalan yanlış bir iddiayı bu biçimde dile getirmesi kendisinin de, festivalin eski yönetiminin de sansür kriziyle nasıl yüzleşemediğinin özetidir.

Bu sene yapılacak olan 56. Antalya Altın Portakal Film Festivali için SİYAD’ın çağrısının dikkate alınmasını diliyoruz.

Bizler her zaman olduğu gibi bağımsız belgesellerimizi üretmeye ve yazılarımızı yazmaya devam edeceğiz. Sansürün ve manipülasyonun olmadığı festivallerde filmlerimizi özgürce gösterebilmek umuduyla…”