“Kitaplar insanları ahlaksız yapmaz ama ahlaksız insanları anlatabilir”

AYŞEN GÜVEN

Tüm dünya bir virüs karşısında çırpınırken Demokles’in kılıcı durmuyor ve bugünlerde yazarların, çevirmenlerin, yayıncıların tepesinde ‘muzır neşriyat’ adıyla dolaşıyor. Geçtiğimiz günlerde Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan Kız Çocuk Hakları Bildirgesi kitabı hakkında da dağıtım ve satış yasağı getirilmiş ve çevirmeni hakkında soruşturma açılmışken peşinden bir karar daha geldi. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu bu defa, Buket Uzuner’in Ayın En Çıplak Günü adlı kitabının incelenmesi sonucunda, 18 yaşından küçüklerin maneviyatı üzerinde muzır tesir yapacak nitelikte olduğuna karar verdi. Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı Hazırlık Bürosu’nun 2018/20969 sayılı soruşturma dosyasına dayanarak alınan kararla kurul, Ayın En Çıplak Günü kitabının 1117 sayılı kanunun 3266 sayılı kanunla değişik 4’üncü maddesindeki sınırlamalara tabi olmasına oy birliği ile karar verdi.

Yani Uzuner’in 34 yıl önce çıkan ve bugüne kadar 19 baskı yapan kitabı birden bire keşfedilip sansürlendi. Gelişmeyi kitabın yazarı Buket Uzuner’e sorduk. Türkiye Yayıncılar Birliği, PEN Yazarlar Derneği ve Türkiye Yazarlar Sendikası’nın da Uzuner’in kitabına dair yaptıkları açıklamanın bir bölümüne de bu röportajın sonunda yer verdik.

Öncelikle Ayın En Çıplak Günü kitabınız neler anlatıyordu, okurlara hatırlatır mısınız?

Ayın En Çıplak Günü 1986 yılında Boyut Yayınları’nın, 1992’de Remzi Kitabevi’nin ve 2003’ten beri de Everest Yayınları’nın yayımladığı, Kasım 2018’de 19. baskısını yapmış bir öykü kitabı. Benim ilkgençlik yıllarımda, 20’li yaşlarda yazdığım, bazıları dönemin edebiyat dergilerinde yayımlanmış hikayeler. Kitapta dokuz kısa öykü var, arka kapak yazısı şöyle: “Herkesin yaşamında çıplak günler vardır; savunmasız, iddiasız, direnmesiz, gösterişsiz, öylece… Yalın ve kendi halinde, içine kimsenin kabul edilmediği, alınmadığı, hani o en yakınların bile… Bu kitaptaki öyküler benim böyle en çıplak günlerinde yazıldılar.” Yalnızlığın ruhun çıplaklığıyla analoji yapıldığı bir söz sanatı örneği.

Kitapta, TRT tarafında oyunlaştırılan bir öykü, St.Petersburg’daki Dostoyevski Müzesi’nde geçen Feodor Diye Biri, genç bir dostun ölümünün anlatıldığı  Üç Kişilik Ağıt, ünlü felsefeci Altusser’e ithafen bir öykü, eski Galata Köprüsü’nün değişimine üzülen bir babanın öyküsü, Ferhan Şensoy’ a ithafen Kuşku ve Yerli Filmlerle Büyümüş Kız Çocuklarından Biri adlı ilk gençlik aşkının anlatıldığı kısa öyküler var.

‘ÇIPLAK KELİMESİNİN YETİŞKİNLERE EROTİK GELECEĞİ DÜŞÜNÜLMÜYORDUR HERHALDE’

İlk baskısı 34 yıl önce yapılan kitabınızı “muzır neşriyat kurulu” bugün mü okudu? Bu karar şimdi neden çıktı sizce? 

Ben anlayamadım. Gerçekten yayımlandıktan tam 34 yıl sonra kim ve neden çok okunan bir kitabı birdenbire ‘ahlaka zararlı’ buluyor? Kimdir bu edebî uzman, kitabı okumuş mudur, anlamış mıdır? Edebiyat konusunda ne gibi çalışmalar yapmıştır? Herhalde kitabın adındaki ‘çıplak’ kelimesinin yetişkin bir insana erotik gelebileceğini düşünen yoktur içimizde? Olmaz değil mi?  Takvimdeki bir ayın bir gününün fiziksel çıplak olarak algılayacak bir yetişkin var mıdır? 

Yakınlarda Kız Çocuk Hakları Bildirgesi kitabı hakkında da kurul toplatma kararı verdi. Sizin kitabınızla ilgili olan kararla beraber Aile Bakanlığı’nın suç duyurularıyla başlayan bu muzır ve imha dalgasını nasıl yorumlarsınız?

Kitap sansürlemek, imha etmek, kitap yakmak gibi eylemler, hayırlı işler değil. Milletçe Korona virüs denen illetle boğuştuğumuz günlerde 34 yıllık kitaba sansür koymakla uğraşmak ileride nasıl hatırlanacak, söylemeye gerek var mı? Ülkemizin çok önemli sorunları var, devletten bizim vergilerimizle maaş alan insanlar gerçek sıkıntılarımızla uğraşsın, çocukların ve gençlerin uyuşturucu ve tecavüzcülerden korusunlar mesela. Kitaplar insanları ahlaksız yapmaz, hiç yapmamıştır. Kitaplar, ahlaksız insanları anlatabilir ve ahlaksızların unutulmamasını sağlar. 

‘SIRANIN KENDİLERİNE GELMESİNİ BEKLEMEMELİLER’

19 baskı yapan kitabınıza dair muzır kararı nasıl alınmış? Kimin şikayetiyle soruşturma açılmış? Bilginiz var mı?

Hayır, bilmiyorum. 

Yazar ve meslek örgütleri sizce bu sansür dalgasına karşı neler yapmalı? 

Sansür, en sade şekliyle fikir hürriyetini kısıtlayan bir yasaklamadır. Sansür, tıpkı tüm yasaklar gibi bumerang gibidir. Sansür karşısında sadece yazar ve meslek örgütleri değil tüm demokratik kurumlar dayanışmalı, yan yana durmalıdır. PEN Türkiye ve Yayıncılar Birliği kınama bildirileri yayımladılar. Murathan Mungan’ın sosyal medyada verdiği destek mesajında dediği gibi “Bu kararın kabul edilmezliği bir yana tüm yayıncıların, yayımcı kuruluşlarının, yazarların sıranın kendilerine gelmesini beklemeden seslerini yükseltmesi gerekir.”

Muzır Neşriyat gibi bir kurul olmalı mı? Olmalı ise işlevi ve bileşimi nasıl olmalı ?

Muzır Neşriyet Kurulu yerine, ülkemizde acilen ‘çocuk tecavüzlerini önleme ve çocuk tecavüzcülerinin cezasız kalmaması için çalışan kurul’ kurulmalıdır. ‘Gençlere uyuşturucu satan çeteleri önleme kurulu’ ülkemiz için çok yararlı bir kurul olacaktır. Edebiyatçılarımız kültürümüzü dünyaya anlatan değerlerimizdir.  

YAZAR VE YAYINCI MESLEK ÖRGÜTLERİNDEN ÇAĞRI

Türkiye Yayıncılar Birliği, PEN Yazarlar Derneği, Türkiye Yazarlar Sendikası da bu sansür kararına dair “Yetkilileri acilen, Türkiye’de ifade ve yayınlama özgürlüğünü engelleyen ve tarafı bulunduğumuz uluslararası sözleşmelere aykırı düşen ahlakçı ve yasakçı zihniyetle alınan “muzır neşriyat” kararlarını önleyecek somut adımlar atmaya çağırıyoruz.” diyen bir açıklama yayımladı: 

“…Yetişkinler için yazılan ve küçüklere yönelik olmayan, bugüne kadar birçok baskı yapmış sanatsal ve edebi eserin müstehcenlik iddiası ile soruşturma konusu olmasının ve muzır neşriyat kabul edilmesinin kabulü mümkün değildir. Türk Ceza Kanunu’nda edebi, sanatsal ve bilimsel eserler hakkında müstehcenlik hükümlerinin uygulanamayacağı açık bir şekilde belirtilmesine rağmen edebi, sanatsal bir eserin muzır neşriyat kabul edilmesi ve hakkında soruşturma başlatılması açık bir hak ihlalidir.  İdari birimler ve yargı birimleri, demokratik bir toplum için büyük önem taşıyan ifade, bilim, sanat ve yayımlama özgürlüklerine müdahalelerde bulunmama yükümlülüklerini unutmamalıdır. 

Anayasal bir hakkı kısıtlayıp engelleyen bir kararın bakanlık tarafından atanmış beş birim amiri tarafından verilebilmesi ifade, bilim ve sanat ile açıklama ve yayımlama özgürlüklerinin ihlal edilmesidir. Demokratik toplum ilkesinin esas alındığı bir sistemde bunun kabulü mümkün değildir. 2011 yılında Muzır Neşriyat ilan edilen ve hakkında müstehcenlik davası açılan William Burroughs’un Yumuşak Makine (Sel Yayıncılık) kitabıyla ilgili Anayasa Mahkemesi’nin 26.10.2017 tarihinde 30284 sayılı Sel Yayıncılık’ın başvurusuna ilişkin verdiği kararda; kurulun yapısının edebi eser kavramını değerlendirecek uzmanlıkta olmadığı, kurulun Yumuşak Makine ile ilgili verdiği kararın hukuka aykırı olduğu ve ifade özgürlüğünü ihlal ettiği tespitinde bulunduğunu hatırlatmak isteriz.

İfade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan; toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gereken temel şartlardan biridir ve vazgeçilmezdir.”