Hayallerimizle “bir gün yine döneceğiz o şehre”

nur1

Gizem Bayıksel

Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin bu yıl 54.’sünü düzenleyeceği Uluslararası Antalya Film Festivali’nden Ulusal Yarışma kategorisini kaldırmasına tepki göstererek bir araya gelen sinemacılar, Ulusal Yarışma’yı aynı tarihlerde Beyoğlu’nda düzenlemeye karar vermişlerdi. Dün akşam Beyoğlu Sineması’nda gerçekleşen açılış töreniyle başlayan Ulusal Yarışma, Halit Refiğ’in yönettiği Gurbet Kuşları filmiyle açıldı. 1964’te düzenlenen 1. Antalya Film Festivali’nde Altın Portakal En İyi Film ödülünü kazanan Gurbet Kuşları’nın gösterimi öncesinde, Halit Refiğ’in eşi Gülper Refiğ’in yaptığı konuşmayla Beyoğlu Sineması’nı dolduran kalabalıkta bir aradalığın gücü daha da hissedildi.

Bir süredir film festivallerinde sansür mekanizmalarının görünürlüğünü giderek arttırmasıyla, filmlerini seyirciyle buluşturma imkanı elinden alınan pek çok sinemacının ve sinema kuruluşunun verdiği tepkilerle birlikte umutla yola çıkan Ulusal Yarışma‘nın neden Antalya’da değil de Beyoğlu Sineması’nda düzenlendiğini tekrar hatırlamakta fayda var. İlk olarak Reyan Tuvi’nin Gezi Parkı eylemlerini anlatan belgeseli Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek, 2014’te düzenlenen 51. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali yönetimi tarafından, filmin gösteriminin ‘cumhurbaşkanına hakaret’ suçu teşkil edebileceği gerekçesiyle programdan çıkarılmıştı. Ayşe Çetinbaş, Berke Baş ve Seray Genç’ten oluşan Ulusal Belgesel Film Yarışma ön jürisi tarafından yarışmaya değer bulunan film, programdan çıkarılmıştı. Bunun ardından ön jüri, “Böyle bir sansürün hiçbir şekilde parçası olmayacaklarını” kamuoyuna ifşa ederek istifa ettiklerini duyurmuştu.

Filmin sansürlenmesine tepki olarak önce Ulusal Belgesel Film Yarışması Ana Jüri Başkanı Can Candan, ardından da çeşitli yarışmalardaki 10 jüri üyesi festivalden çekildiğini açıklamıştı. Ulusal Belgesel Film Yarışması’nda yer alan 15 filmden 13’ünün yönetmeninin sansürü protesto etmek amacıyla yarışmadan çekildiklerini duyurması üzerine, festival yönetimi belgesel kategorisindeki yarışmanın iptal edildiğini duyurmuştu.

Birçok sinemacının filmini sansüre tepki olarak programdan çektiği, kısa ve belgesel yarışmasının festivalden kaldırılmasına varan 2014’teki bu sürecin ardından sansürün hayatımızdaki yeri giderek arttı ve çoğu zaman da Eser İşletme Belgesi uygulaması gibi dolaylı yollarla varlığını sürdürdü.

İlk günden bu yana Antalya Altın Portakal Film Festivali adıyla devam eden festival, sansürle yüzleşmediği bir yılı geride bıraktı ve festival yönetimi hemen 2015’te ‘uluslararası bir festival olma’ gerekçesiyle adını Uluslararası Antalya Film Festivali olarak değiştirdi. Temmuz 2017’de festivalin Ulusal Yarışma kategorisinin kaldırıldığı açıklanırken belediye başkanı Menderes Türel gelen tepkilere karşı bu kararı “Korkaklar devrimci olmuyor. Devrim niteliğinde cesur bir adım atıyoruz” ifadeleriyle savundu. Ekim 2017’de ise Antalya Film Festivali’nin fikir babası olarak bilinen yönetmen Behlül Dal’ın “Bir gün yine döneceğim o şehre” mısrasından yola çıkarak “Bir gün yine döneceğiz o şehre” diyen sinemacılar, o zamana dek herkesi Beyoğlu Sineması’nda gerçekleşecek 54. Ulusal Yarışma’ya davet etti.

Manifestosunda, “Başka bir film festivali kültürünün mümkün olduğunu biliyor ve nasıl olacağına her beraber karar vermek istiyoruz. Sinemacıyı destekleyecek, izleyiciye düşünme kapıları açacak, herkesin kendini ifade alanlarını, yollarını besleyecek bir festival üzerine düşünmek, tartışmak istiyoruz” ifadelerine yer veren Ulusal Yarışma ekibi, sansür mekanizmalarından biri olan ‘Eser İşletme Belgesi’ zorunluluğuna karşı da alternatif çözümler arıyor. Ayşe Toprak’ın, İstanbul ve Berlin’de yaşayan iki Suriyeli eşcinsel mültecinin, bir güzellik yarışmasıyla kesişen yollarını işleyen belgeseli Mr. Gay Syria, yarışma seçkisinde henüz belgesi olmayan filmlerden biri ve jüri özel gösterimiyle yarışmada yer almaya devam ediyor.

Yarışmada yer alan diğer filmler ise Emre Erdoğdu’nun toplumsal ahlak normlarını kabul etmeyen genç bir kadın ve yeni tanıştığı kardeşi üzerine çektiği ilk filmi Kar, Sertan Ünver’in 90’ların rock sahnesinden kayıp giden iki yıldızı ve geride bıraktıklarını anlattığı belgeseli Blue, Yunus Ozan Korkut’un doğup büyüdüğü mahalle ve mahallenin tekinsiz sakinleri üzerine belgeseli Benim Varoş Hikayem, Ali Kemal Çınar’ın güçleri sınırlı bir süper kahramanın dünyayı değiştirme çabasını anlattığı filmi Genco, Emre Yeksan’ın İstanbul’dan memleketi İzmir’e dönmek zorunda kalan 30’lu yaşlarındaki Selim’in yeni bir dünyayla tanışmasını anlattığı Körfez, Onur Saylak’ın 14 yaşındaki Gaza’nın bir insan kaçakçılığı şebekesinde geçen yeniyetmeliğini ve babasıyla hesaplaşmasını anlatan filmi Daha ve Onur Ünlü’nün İstanbul’da yaşayan bir grup sanatçının hayatlarına giren bir el kamerasıyla karmaşıklaşan ilişkilerini anlattığı filmi Put Şeylere.

ulusal

“Bu kadar insan sırt sırta verdik mi kolay”

Sarkis, Sevin Okyay, Hülya Uçansu, Kadir İnanır, Tayfun Pirselimoğlu ve Nihal Yalçın’dan oluşan jürinin yanı sıra, 2015’ten bu yana Antalya Film Festivali’ne jüri göndermeme kararı alan SİYAD’ın (Sinema Yazarları Derneği) Tül Akbal Süalp, Okan Arpaç ve Ali Deniz Şensöz’den oluşan jürisi de Ulusal Yarışma dahilinde bir ödül takdim edecek. 1999’dan bu yana Antalya Film Festivali’nde Çağdaş Sinema Oyuncuları Derneği – ÇASOD tarafından verilen Yıldırım Önal Anı Ödülü, festivalin ulusal yarışma bölümü Antalya’ya dönene kadar, Ulusal Yarışma kapsamında İstanbul’da varlığını sürdürecek ve ödül bu sene ilk olarak sinema ve tiyatroda yarattığı karakterlerle Türkiye seyircisinin gönlüne taht kuran, ortak mizah anlayışımızın mimarlarından biri olan değerli Ayşen Gruda’ya sunulacak.

Ulusal Yarışma’yı kolektif ruh ve dayanışmayla ördüğünü ifade eden festival ekibi, çoğu sınırlı imkanlarla ve hatta kitle fonlamalarıyla çekilen bu filmlere maddi bir ödül verme fırsatlarının olmadığını açıklarken “Neyse ki, Türkiye’de, sanatçıları destekleyen sanatçılar ve kimsenin el koyamayacağı sanat eserlerimiz var” diyerek seçilen filmlerin Gülsün Karamustafa, Ahmet Öğüt, Cevdet Erek, Güneş Terkol ve Sarkis’in eserleriyle ödüllendirileceğini açıkladı.

Gülper Refiğ’in açılış konuşmasında ifade ettiği gibi, ‘Zümrüd-ü Anka Kuşu gibi küllerinden doğan Ulusal Yarışma’nın Beyoğlu Sineması’nda seyirciyle buluşuyor olmasının heyecanı bir yana, umarız Ulusal Yarışma‘ya dayanışmayla katkıda bulunan herkes, sansürün doğrudan ve de dolaylı olarak hayatımıza yerleştirilmeye çalışılan tüm mekanizmalarına karşı da alternatif çözümler bulabilmenin yolunu düşünür ve gerçekleştirebilmek için adım atabilmenin gücünü bulur her gösterimde. Gurbet Kuşları’nda Tahir karakterinin de dediği gibi: “Bu kadar insan sırt sırta verdik mi kolay. Dağları bedesten ederiz, vallahi!”

Gösterim programına ulusalyarisma.com adresinden ulaşılabilen festivaldeki tüm gösterimler davetiye usulü ile gerçekleşiyor. Rezervasyon için ise konuya filmin adını yazarak info@ulusalyarisma.com adresine e-posta göndermeniz yeterli.

Fotoğraflar: Gizem Bayıksel