İnternet sansürü: Kadını aşağılamanın sanatı

clarity2

CLARITY HAYNES

Kuir feminist bir sanatçıyım ve işlerim düzenli olarak internet sansürüne uğruyor. Yakın zamana kadar bu, bir şekilde kabul ettiğim ve yaşamayı öğrendiğim bir şeydi. İşimle ilgili bir sorun olduğuna dair Instagram ya da Facebook’tan aniden gelen mesajlar utanç verici ama dikkat çekmek istediğim konu bu değil.

Bardağı taşıran son damla şu oldu: Birkaç ay önce Hyperallergic’te Kniznick Galeri’deki kişisel sergime dair bir eleştiri yazısı yayınlandı. Ertesi gün bir arkadaşım duvarında paylaştığı yazıyı Facebook’un kaldırdığını haber verdi. Facebook’a girmeye çalıştığımda sergimin kataloğunun linkini paylaştığım için üç gündür yasaklı olduğumu anladım. Topluluk kurallarını bir daha ihlal edersem süresiz yasaklanacağım uyarısı yapıldı.

O anda utanç değil öfke hissettim. İşlerim ya da kariyerimle ilgili herhangi bir şeyi Facebook’ta paylaşmaktan çekinmeli miydim? Facebook’a tekrar erişebildiğimde birçok arkadaşımdan yazının kendi duvarlarından kaldırıldığı bilgisini aldım. Şu açık ki, Facebook algoritması ya da yönetimi tarafından bu yazının sirkülasyonu, en azından benim çevremde engellendi.

Marilyn Minter internet sansürünü, “kadını aşağılamanın sanatı” olarak tanımlıyor. Minter ve Betty Tompkins gibi bugünün sanat yıldızları, feminist sanatçı oldukları ve cinsellikle ilgili işler yaptıkları için 70’lerde sansürlenirdi. Minter bizi dijital çağda aynı şeylerin olmasına izin vermememiz için uyarıyor.

Kadın, trans ve cinsiyet normları dışında kalanların büyük boyutlu çıplak torsolarını resmediyorum. Resimler lezbiyen bakış açımı ve lezbiyen çevremi taçlandırıyor, ayrıca bedeni yaşam deneyimlerinin topografisi olarak yorumluyor. Yaralar, kırışıklıklar, çatlaklar ve dövmeler; ameliyatların, hayatta kalma ve kararlı olmanın güçlü hikâyelerini anlatıyor. İşlerim farklı biçimlerde utançla yüzleşme ve utancı sağaltmayla ilgili. 90’lardan beri bu mesele üzerine çalışıyorum.

Peki, işlerim neden mıknatıs gibi sansürü çekiyor? Bunun nedeninin sadece meme ucu olduğu söylenebilir ama kendimize şunu sormalıyız; meme ucu sansürü, pornoyu yasaklamak için mi? Eğer öyleyse bu işe yaramıyor. Facebook’ta meme diye arama yaptığınızda meme uçları sansürlenmiş ama yine de metalaştırılmış sayısız pornografik göğüs fotoğrafıyla karşılaşırsınız.

Kimin meme ucu sansürleniyor? Kurala göre kadınların meme ucu sansürleniyor, erkeklerinki değil. Cinsiyetin spektrumu olduğu gibi, göğüslerin de spektrumu var. Bir göğsün neye benzeyebileceğine dair milyonlarca ihtimal var; memeler erkeklere, kadınlara ve cinsiyet normları dışındaki kişilere ait olabilir.

Leslie Lohman Lezbiyen ve Gay Sanat Müzesi’nde 2015 yılında açılan Cüretkar: Sansür Kutlaması sergisi sansürün tarihini ve kuir sanatı araştırıyordu. Sergide Robert Mapplethorpe, Andres Serrano ve David Wojnarowicz gibi sansürle mücadelede çok iyi bilinen sanatçılar olduğu gibi, hiç duymadığımız vakalar da vardı. Serginin küratörü Jennifer Tyburczy, sansürün her dönemde farklı biçimlerde var olduğunu ama çoğu zaman da perde arkasında yaşandığını vurguluyordu. Pek çok sansür hikâyesinin, eserleri tartışmalı, müstehcen, saldırgan ya da pornografik bulunan sanatçıların sadece hafızasında olduğunu belirtiyor ve ekliyor Tyburczy, “Üstelik hepsi de kayıp”.

Efsane lezbiyen sanatçı Barbara Hammer’ın 1972 tarihli bir fotoğrafını Instagram’da kısa bir süre önce paylaştım. Üstleri çıplak, kısa saçlı iki kadını sokakta güreşirken gösteren fotoğraf, birkaç saat içinde silindi. O saatlerde Zoe Leonard’ın Bir Başkan İstiyorum adlı şiiri de farklı hesaplardan kaldırıldı. Şiir, “Lezbiyen bir başkan istiyorum” diye başlıyor. Görünen o ki, kuir feminist kültür, sosyal medyaya uymuyor.

Sanatçıların bildiği gibi sosyal medya bir tür büyü olabilir. Yeni kapılar açabilir, profesyonel işlerimizi arşivleyebilir, çalışmalarımızın etkisini yayabilir. Hashtag’ler kariyerimiz ve sergilerimiz için değerli interaktif kayıtlar. Instagram paylaşımları galeri ve müze ziyaretçilerinin işlerimizle ilişkilenmesi için bir yol ve sanatçılar için de işlerinin kabulü için samimi bir mecra.

Küratörler Instagram’da sanatçı arıyor, gerçek fırsatlar ve işlemler burada gerçekleşiyor. Ama ne zaman Instagram’da bir işimi paylaşsam onlara kaldırmamaları için rica etmem gerekiyor.

İsmimin geçtiği hashtaglere baktığınızda sadece geriye kalan hashtagleri – kimisi benim, kimisi arkadaşlarımın, kimisi ise tanımadığım insanlar tarafından eklenen hashtagler- göreceksiniz, çünkü sürekli yok oluyorlar. Hashtaglerimin yüzde kaçının silinmediğine dair bir bilgim yok.

Ama platformdaki kayıtlarım, işlerim ve hikâyemi sürekli sarsan bu erozyonun aynı kapıya çıktığını biliyorum.

İşlerime dair bir paylaşım, yazı ya da link aniden ve izinsiz kaldırıldığında kendimi soyulmuş gibi hissediyorum. Bu bir ihlaldir, yasal olarak olmasa bile duygusal ve hatta kariyerime mal olması bakımından maddi bir ihlaldir.

Birçok ressam gibi ben de herhangi bir şey yapmaktansa resim yapmayı tercih ederim. Ama bunun hakkında yazmalıyım çünkü sansürlenince sessiz kalmak sansürün başka bir yüzü.

Statükoya karşı çıkan bir sanat eserini – ister kendi işim olsun, ister bir başkasının- paylaşmadan önce tereddüt ettiğimde ya da iki kez düşündüğümde otosansürün işledğini zaten hissediyorum.

Adrienne Rich’in de yazığı gibi, “Bir imajda tanımsız ve isimsiz olan, biyografiye dahil edilmeyen, mektup koleksiyonlarından çıkartılan, yanlış isimlendirilen, ifade etmesi zor olan herhangi bir şey yetersiz ve yalan söyleyen bir dilin yarattığı anlamın çöküşüyle hafızanın derinlere gömülen herhangi bir şey; konuşulmayan değil, konuşulamaz olana dönüşüyor.

Facebook yasağı boyunca Instagram’da işimle ilgili yapılan ve beni güldüren bir paylaşıma rastladım. Yaşlı kadın torsolarımdan biri olan “Ellen” hayır duası gibi uzun bir bildiriyle paylaşılmıştı. “Mayıs 2018 ana erkil gücün yeniden doğuşu olacak!” gibi bir şeyler diyordu.

O anda tam da görmeye ihtiyacım olan şeydi bu, bana neden bu işi yaptığımı, neden görülmesi gerektiğini hatırlatan bir onay…

Ama bir ekran görüntüsü almış olmayı isterdim çünkü bir daha bakmak istediğimde ne olduğunu büyük ihtimalle tahmin etmişsinizdir.

Evet. Artık yoktu.

 

*Clarity Haynes’in yazısı online sanat sitesi Hyperallergic’te yayınlanmıştır. Orijinal yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

Çeviren: Özlem Altunok