Susma Platformu’nun yıllık izleme raporu yayında: Türkiye’de Sansür ve Otosansür 2023

Bu yıl yedincisini yayımladığımız yıllık izleme raporumuz, edebiyat-yayıncılık, müzik, tiyatro, televizyon ve internet yayıncılığı, sinema-belgesel ve görsel sanatlar alanında yıl boyunca gerçekleşen sansür ve otosansür vakalarını ele alıyor


Susma Platformu olarak, 1 Ocak- 31 Aralık 2023 dönemine ait izleme bulgularını paylaştığımız, izleme raporlarımızın yedincisini yayınlıyoruz. Maalesef, Türkiye’deki temel hak ve özgürlüklerin durumu ile paralel olarak sanatsal ifade özgürlüğüne ilişkin tablonun her yıl daha da kötüye gittiğini yazıyoruz raporlarımıza.

Bu karanlık tablonun yanı sıra her ne kadar sermaye ve iktidar iş birliğinin her köşe başında açıkça görülebilse de kültür ve sanat alanında son dönemlerde şeffaflık, bağımsızlık, liyakat, hakkaniyet ya da temel haklara dair tartışmalar tekrar hareketleniyor. Örgütleme, dayanışma ve ilerlemenin mesele edildiği bu tartışmalar, umuyoruz ki meyvesini verir.

O vakit gelene kadar, alandaki paydaşlar ve topladığımız veri bize, giderek daha da otoriterleşen iktidarın her zaman olduğu gibi toplumda dezavantajlı kılınan grupları daha da keskin bir biçimde etkilediğini gösteriyor. Kadınlar, LGBTİ+lar, Kürtler, mülteciler her yıl olduğu gibi 2023’te de çoklu hak ihlaline maruz bırakılanların başında geliyor; sanatsal ifade özgürlüğü ise bunlardan sadece bir tanesi. Her yıl olduğu gibi bu yıl da verilen mücadeleyle dayanışmak ve destek olmak için çalışmalarımızı yürütmeye devam ediyoruz.

Yıl boyunca Susma Platformu’nun çalışmalarına destek veren herkese, 2023 raporunda yazdıkları bölümler için Aslı Tohumcu, Hayri Demir, Özkan Küçük, Ayşen Güven ve Barın Gültekin’e teşekkür ederiz. Raporun hazırlanmasına katkı sunan ekip arkadaşlarımız Mehtap Gürbüz, Özgün Özçer, Tamer Karalar ve Yasemin Gürkan’a ayrıca teşekkürlerimizi sunarız.

2023 Yılı İzleme Bulguları:

2023 yılında izleme faaliyeti çerçevesinde en az 209 sansür vakası kaydedildi. Şüphesiz Türkiye’de yıl içinde yaşanan tüm sansür vakalarının bu sayıdan ibaret olduğunu söylemek mümkün değil. Elde edilen veriler, kamuoyuna yansıyanlardan oluşmaktadır, bu anlamda buz dağının görünen kısmı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Her ne kadar rapora yansıdığından daha fazla sansür vakası olduğunu bilsek de elimizdeki veriler sanatsal ifade özgürlüğüne dair genel bir fikir vermesi açısından önem taşımaktadır.

İzleme bulgularına göre, yıl boyunca en fazla sansürle karşılaşılan alan, 51 vaka ile televizyon yayınlarına yönelik. Bu alandaki sansür vakalarının çoğunluğunun faili, en az 42 vaka ile Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) olmakla birlikte oyunculara yönelik adli soruşturma ve kovuşturmalar, yayın esnasında sahnelerin kesilmesi/buzlanması, oyuncuların sosyal medya paylaşımları nedeniyle iş akitlerinin feshedilmesi gibi çeşitli uygulamalara da rastlamak mümkün. İkinci en fazla sansüre uğrayan alan ise müzik sektörüdür. Onu takip eden en az 23 vaka ile internet yayıncılığı ve dijital alan ve 22 vaka ile de yayıncılık-edebiyat.

2023’te en sık karşılaşılan sansür yöntemi, %41’lik oranla (yani 86 vaka ile) yasaklama ve engelleme olmuştur. Yasaklamaların büyük çoğunluğu müzik alanına yöneliktir. Bunu, 58 vaka ile idari yaptırımlar takip etmektedir. RTÜK burada yine öne çıkmakla birlikte, bu kategoride Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu’nun yıl içinde siyah poşete soktuğu yayınlara dair kararlar da yer almaktadır. Üçüncü en sık karşılaşılan sansür yöntemi, soruşturma ve adli tedbir uygulamalarıdır. Her alanda olduğu üzere kültür ve sanat alanında da adli süreçler kendi başına bir cezalandırma aracı olarak kullanılmaktadır. İsnat edilen suçlamalar arasında “örgütlü suçlar”, “cumhurbaşkanına hakaret” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” öne çıkmaktadır.

Son yıllarda sansüre giden yolda bir yapı taşı olarak giderek daha fazla ön plana çıkan hedef göstermeler, 2023’te de devredeydi. 2023 yılında basına yansıyan, görünür bir şekilde gerçekleşen hedef gösterme sayısı en az 36 olarak tespit edilmiştir. Hedef göstermelerin aynı zamanda yasaklama, etkinlik iptalleri veya yargılama gibi uygulamalara da zemin hazırladığı sıklıkla gözlemlenmiştir.

Sansür mekanizmaları aracılığıyla, sadece müdahaleye uğrayanlar değil, diğer bütün aktörler için de kültür ve sanat alanında ifadenin sınırları çizilmekte bunların dışına çıkan işlerin yapılması halinde başlarına geleceklere dair gözdağı verilmektedir. Söz konusu durum sansür kadar görünür olmayan otosansürün tetiklenmesine zemin hazırlamaktadır. Kim bilir belki de bir zaman sonra sansürlenecek sanatçı ve/veya üretim kalmayacaktır. Dolayısıyla sansür vakalarının azalması her zaman için olumlu bir gelişme olmaktan uzaktır. Otoriterleşmenin artması sansürden ziyade otosansür mekanizmalarının işlevsellik kazanmasına neden olmaktadır. Otosansür bu anlamda daha çok tartışmaya, üzerinde düşünmeye değer bir konu olarak önümüzde durmaktadır.

Raporun tamamına şuradan ulaşabilirsiniz.