“Hedefte düşünen insan var”

odtü (3)

PELİN BUZLUK

2016 Temmuz sonunda ODTÜ’ye bir nevi kayyım olarak atanan rektör Verşan Kök, zamanında Gezi direnişini destekleyen, “ODTÜ’de baskı ve şiddetle hak ve özgürlükleri engelleyen iktidar anlayışı”na karşı çıkan bir metne imza atmış, muhalif bir akademisyenken şimdilerde ODTÜ’nün en baskıcı, en anti-demokratik yönetimlerinden birini sergiliyor.

Geçtiğimiz şubat ayında gerçekleşmesi planlanan Aykut Kence Evrim Konferansı’nın engellenmesi, bahar dönemi başlangıcının cumhurbaşkanının ziyaret tarihi göz önünde bulundurularak ertelenmesi, ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi’nin (KKM) topluluk etkinliklerine kapatılması, güvenlik güçlerine kampüs içinde geniş yetkiler verilmesi, her türlü LGBTİ+ etkinliğine konulan yasak, 8 Mart yasağı… Son dönemde yaşanan bu ve benzeri yasakların arasında ODTÜ tarihinde eşine az rastlanılır bir durum da var: 2018 mezuniyet törenindeki protesto eylemlerini görüntüledikleri için ODTÜ Medya Topluluğu’nun faaliyetleri  geçtiğimiz temmuz ayında askıya alınmış, bütün ekipmanlarına el konularak aralık ayında da kapatılmıştı. ODTÜ Medya Topluluğu ile temmuzdan bugüne faaliyetlerine nasıl devam ettiklerini ve bu baskıcı dönemde üniversitelerdeki genel havayı, muhalefeti ve tabii ki dayanışmayı konuştuk.

Bize biraz ODTÜ Medya Topluluğu’ndan bahseder misiniz? 2018 mezuniyet törenindeki pankartları görüntülemiş, protestoları kayıt altına almış ve gözaltılara tanıklık etmiştiniz. Aralıkta medya topluluğunun kapatılmasına gösterilen gerekçelerden biri de buydu. O zamana kadar ODTÜ Medya Topluluğu nasıl çalışıyordu, kapatılmasından sonra nasıl işliyor?

Öncesinden bahsedecek olursak, biz üç komiteyle iş yapıyorduk: Birincisi yazılar paylaştığımız Yaz Hocam adlı platform; ikinci komitede bir organizasyon ekibimiz var, söyleşiler, medya günleri gibi aktif etkinlikler düzenlediğimiz bir birim; 2016 Mayıs ayında kurduğumuz Anlat Hocam Youtube kanalımız ise içerik üretmeye odaklı bir platform. Temmuz 2018’e kadar bu üç kanaldan sürekli üretim yapıyorduk, bir sorunumuz yoktu. ODTÜ’nün bize sağladığı ekipmanları kullanıyorduk. Mesela Anlat Hocam için kamera, mikrofon, ses kayıt cihazı gibi ekipmanları bize özel tahsis etmişlerdi. Organizasyon ekibimiz bürokratik aşamaları her topluluk kadar kolay halledebiliyordu. Temmuz 2018’de topluluğun askıya alınmasıyla etkinliklerimiz durduruldu, ekipmanlarımız elimizden alındı. Bu tarihten sonra Anlat Hocam ve organizasyon kanallarını aktif olarak kullanamamaya başladık. Ekipmanlarımız yoktu, bir yandan da organizasyon ekibinin topluluk etkinliklerini devam ettirebileceği bürokratik bir düzlem kalmadı. Kültür İşleri ile iletişimimiz kalmadı.

Topluluğun askıya alınması resmi bir süreç miydi, size bu yönde yazılı bir bildirimde bulundular mı?

Sadece sözlü olarak topluluğumuzun askıya alındığı bildirildi. “Etkinliklerinize ne ekipman ne de yer bulabilirsiniz” gibi bir beyanla karşılaştık. Topluluk etkinliklerimiz böylece donduruldu. O günden aralık ayına kadar da durum böyle devam etti. Etkinliklerimize ve topluluk toplantılarımıza okuldaki dayanışma sayesinde devam edebildik. Aynı dayanışma sayesinde de ekipmanlarımızı tedarik ettik. Kendi başımıza kapsamlı, birkaç gün süren etkinlikler üretemiyoruz ama Anlat Hocam’dan içerik üretmeye devam ediyoruz.

Etkinliklerinizi eskisi gibi sürdürememenizin tek nedeni ekipmanlara el konulmuş olması mı? Yoksa başka kısıt ya da engeller, fiili yasaklar var mı?

Ekipmanlarımızın elimizden alınması sadece Anlat Hocam’ı etkiledi. Öte yandan organizasyon birimimiz Kültür İşleri’ne gidip bir etkinlik için oda istediğinde, bu oda o tarih ve zamanda boş bile olsa topluluğumuz askıya alındığı için bize tahsis edilmedi. Hiçbir şekilde etkinlik yapamıyoruz. Afişimizi bile onların mührü olmadığı için asamıyoruz panolara. Artık bizi bir topluluk olarak kabul etmiyorlar.

Öyleyse pratikte ODTÜ Medya Topluluğu Temmuz 2018’de kapatılmış oldu aslında? Bir topluluk faaliyet gösteremiyorsa, işler halde değilse zaten kapatılmış demektir.

Evet. Bizim avantajımız içerik üretmek konusunda Anlat Hocam’ın devam etmesi oldu. Asıl muhatabımız ODTÜ öğrencisi ya da okulun kitlesi. Biz yine etkinliğimizi başka şekillerde gerçekleştirmeye çalışacağız. Bürokratik izinlerle değil, başka yollarla etkinlik yapacağız.

Yaz Hocam ve Anlat Hocam’dan biraz bahsedelim mi? Bu kanallar okul içinde kalmayıp dışarıya da açılıyor çünkü

Yaz Hocam’da yazı çıkarabilecek editör kadromuz çok eksik, bu durum hep böyleydi. İnsanlarda okumaktansa video izleme eğilimi daha fazla. Biz de bu iki nedenle Anlat Hocam’a ağırlık vermiş olduk. Yaz Hocam’ı da özellikle bu dönem canlandırmak istiyoruz. Bir ara kampüs içinde çok popülerdi, çok emek verdik, geri planda kalmasını istemiyoruz. Anlat Hocam’ı kurgu, edit ve saha çekim ekibimiz yoğun olarak çalışıyor. Hem gelecek projeler hem de üzerinde çalıştığımız projeler var. Şu an Youtube bizim için en aktif platform.

Yaz Hocam’ı aynı zamanda haber yapmakta kullanıyoruz. Şu anda sosyal medyayı kullansak da ileride Yaz Hocam’ı alternatif medya kanalı olarak kullanmak istiyoruz. Kapatılma gerekçelerimizden biri de Yaz Hocam’da paylaştığımız haberlerdi. Umarız siteyi aktifleştirebiliriz.

2016 Temmuz’unun sonunda Verşan Kök ile birlikte ODTÜ’de atanmış rektör dönemi başladı, ODTÜ belki son yılların en baskıcı idaresini deneyimliyor. 2016 öncesinde de okulda olanlarınıza sormak istiyorum, kampüste öncesi ile sonrasında durum nasıl, siz bu baskıyı nasıl hissediyorsunuz?

Ben 2016’da girdim, öncesinde ODTÜ’ye dair duyduklarım, ilerlemeci, hak mücadelesi yürüten, akademik başarısı yüksek bir üniversite olduğu yönündeydi. Rektör ataması o yaz olmuştu. İlk kez senatonun seçtiği rektör gelmeyecekti. Hazırlık senem merakla geçmişti. Duyduğum ODTÜ ile gördüğüm ODTÜ arasında ne fark olacak diye düşünüyordum. Asıl etkisi 2017’de görüldü. Özellikle mezuniyetteki olaylar, eylemin engellenmesi, daha öncesinde birkaç topluluk eyleminin engellenmesi, LGBTİ+ etkinliklerinin engellenmesi, son olarak da topluluğumuzun kapatılmasıyla gidişat belli olmuştu aslında.

2017 mezuniyet töreninde de Verşan Kök atandığı ve bu atamaya riayet ettiği için yuhalandı, ıslıklandı, rektörle öğrenciler arasındaki gerilim giderek arttı. Kök’ün Melih Gökçek’le anlaşması, gece baskınıyla ağaçların kesilmesi, hayvanların katledilmesi, Kredi ve Yurtlar Kurumu ile yapılan anlaşma… Verşan Kök gün geçtikçe ODTÜ’den yolunu ayırdı gibi görünüyor.

Bu kısıtlamalar 2010’dan beri Türkiye’deki durumun bir yansıması aslında. ODTÜ’de bunun yaşanmasının en üzücü yanı, özgürlükçü ve progresif yanı ön planda olan bir odağın kaybedilmesi, giderek sindiriliyor olmamız. Sesimizi çıkarmak istiyoruz ama bir karşılık gelecek mi bilemiyoruz. Ülkedeki genel çaresizlik bize de sirayet etti. Bunu ODTÜ’de hissetmek daha da üzücü. 2016’dan beri giderek daha çok kısıtlandığımız için daha az ses çıkarır olduk. Bu durumu çok da garip karşılamıyorum. Gezi’den bu yana genel bir yorgunluk var ve artık bir şeylere inanmıyoruz. Çok fazla baskı var. Bu nedenle “ODTÜ nasıl sindirildi, nasıl böyle bir çaresizlik içinde olabilir” diyemiyoruz. Öğrenciler bir eyleme çıksa, rektörün ve polisin buna karşı yapabileceklerinin sınırı yok artık. Devamını kimse hayal edemiyor, her seferinde daha da kötüsünü yaşıyoruz. Bu nedenle öğrenciler olarak korkuyoruz. Bu korku ODTÜ, Boğaziçi gibi hedefteki üniversitelerde daha fazla, çünkü hedefte düşünen insan var. Ama elbette bu korkunun üretimimize ve dayanışmamıza engel olmasına izin vermek istemiyoruz. Hakkımızı aramaya devam edeceğiz.

Bahar dönemi açılışının ertelenmesi, KKM’nin topluluk etkinliklerine kapatılması, Aykut Kence Evrim Konferansı’nın yer bulamaması… En güncel yasak ve engeller bunlar. Her seferinde de Verşan Kök’ün şöyle bir tavrı var: Sanki olanlara o da maruz kalıyor ya da tanıklık ediyor. Yasaklamalardan, engellemelerden, polisin kampüse yığılmasından sonradan haberi olmuş gibi davranıyor, ilginçtir. Bir pasifliğin gerisinde, habersizmiş gibi, elinden gelen bir şey yokmuş gibi davranıyor. ODTÜ’deki muhalefet de bu karmaşık ortamda hedefi şaşırıyor mu? Muhalefet ne durumda?

Verşan Kök’ün böyle bir baskıya maruz kalmadığını, her şeyi gönlünce yaptığını düşünmüyoruz tabii ki. Şu an Türkiye Cumhuriyeti’nde tek bir kişinin direktifleriyle yaşıyoruz malum, buna ne kadar karşı gelinebilir bilmiyorum. Ama asıl önemli olan, bizi asıl yıpratan ODTÜ’nün değerini geri dönülemez biçimde düşüren Verşan Kök’ün polis okula girip çıktıktan sonra da öğrenciye karşı devam eden tavrı. Rektör bize kalıcı sonuçları olacak şekilde, yıkıcı bir biçimde yaklaşıyor. Topluluğun kapatılması sürecinde, iktidarın direktiflerinden bağımsız olarak böyle bir tavır sergiledi örneğin.

Kuruluşundan bu yana ODTÜ’ye pek çok kez polis girdi ama ODTÜ’yü değerlerinden uzaklaştıran bu değildi. Şimdilerde rektörün kalıcı kararları var. Bu noktada “Sorumluluk almıyorum, haberim yoktu” diyemez artık. Gücünün yetmediği olayların dışında da bizzat kalkıştığı saldırılar var. Artık rektörlüğün akademiyi ve öğrenciyi susturmak için yaptıkları affedilebilir değil. 

En hafif tabirle anti-demokratik bir dönemdeyiz. Akademisyen ihraçları, atanan rektör, ODTÜ arazisine girildi derken ODTÜ dört bir yandan saldırı altında. Tek başına ODTÜ’den yol geçmesi ya da yurtlardaki arazinin Kredi ve Yurtlar Kurumu eliyle kiralanarak imara açılması meseleleri bile büyük bir baskı hissi uyandırmaya yeter aslında. Bir yandan da bütün bu baskı ve saldırının yanında doğabilecek muhalefete karşı güvenlik görevlilerine verilen geniş yetkiler var, kampüse sıklıkla polis giriyor. Sizin gözlemlediğiniz kadarıyla toplulukların etkinlikleri bu durumla koşut olarak azaldı mı? Bahar şenliklerinin örneğin son birkaç yıldır törpülendiğini görüyoruz dışarıdan. Bunun dışında bizim dışarıdan göremediğimiz ama sizin kampüs içinde bire bir ayırdında olduğunuz, artık yapılamaz hale gelen, geri çekilen, zayıflayan etkinlikler, eylemlilikler var mı?

Bu baskı ortamında yaşam alanımız oldukça daraltıldığı için somut olarak çok fazla yasak ve engelleme gerekmiyor, bunun yerine öğrencilerin kendi içinde etkinliklerden, eylemlerden vazgeçmesi sağlanıyor. ODTÜ’de aktif olduğunu bildiğimiz, her sene bahar şenlikleriyle beraber fuar yapan, ancak bu sene yer verilmediği için yapamaz hale gelen bir topluluk var. Kitap fuarı dediğimiz şeyin siyasi bir tarafı yok örneğin. Ayrıca birçok bilim topluluğunun KKM’de her sene yaptığı etkinliklere izin çıkmıyor. Bu şekilde iptaller ve ertelemeler çok oluyor. İnsanlar kendi kabuğuna çekiliyor giderek. Ama bir yandan da ODTÜ öğrencisi bir duruma tepkisini koymaktan vazgeçmez. Ne kadar sonuç alır buna bakmaz,  tepkisini koyar. Sadece ODTÜ olarak da söylemeyelim, düşünen insan kalıba girmez. Şu an okulda etkinliklere bariz şekilde yasak konamıyor ama sınıflar kapatılarak, kampüse polis alınarak engeller çıkarılıyor. Bunun bir yolu, alternatifi illaki bulunuyor ama eskiden 100 etkinlik çıkıyorsa iş yokuşa sürülünce 50 etkinlik kalıyor.

Doğrudan fiziksel müdahaleyle engellenen etkinlikler var, 19 Aralık’ta Hayata Dönüş Operasyonu adı altında yapılan katliamın konuşulacağı panel, bunlardan biriydi. Geçen sene LGBTİ+ film gösterimi engellenmişti, resmi bir topluluk olmadığı için zaten izin çıkmadı, valilik yasağı olduğu için LGBTİ+ adıyla etkinlik istemiyorlar. Dolayısıyla Onur Yürüyüşü de direkt engellenmişti. Okuldaki baskı ortamının yarattığı bir bezginlik ve vazgeçiş var, bununla birlikte bir etkinliğe ya da eyleme karar verildiğinde fiziksel müdahaleyle de karşılaşılıyor. Ama fikirle veya siyasetle ilgilenen birçok topluluk yine de işler halde, sadece bürokratik engellerle karşılaşmaları söz konusu.

Aslında otosansüre de temas etmiş olduk şimdi. Medya topluluğu olarak siz hem kendi etkinliklerinizi duyuruyorsunuz hem de ODTÜ’nün bir nevi nabzını tutuyorsunuz. Genel bir çaresizlik ve korku var demiştiniz. Bunun otosansüre dönüştüğünü söyleyebilir miyiz?

Korkudan çok, bıkkınlık var. Bir sonuca varamama düşüncesi var. İstekle yapılan üretimlere, verilen mücadeleye duyulan heves kaçmış durumda. Giderek yorucu olmaya başladı, öğrenciyi çok tüketen bir gayret istiyor eylemlilik. Topluluk aktifken bile önümüze çıkardıkları engeller bizi çok yoruyordu. Toplulukların sırtında artık çok daha büyük yük var, aktif üyeler de bu bezginlikle kendini geri çekiyor. Kalanların üstündeki yük artıyor.

Peki, biraz da ümitvâr konuşabilir miyiz? ODTÜ özelinde alternatif oluşumlar var mı? Topluluklar arasındaki dayanışmadan, ODTÜ’lüler arasındaki dayanışmadan söz edebilir miyiz?

ODTÜ Medya Topluluğu kapatıldı ama biz çok fazla destek alıyoruz. Diğer topluluklar, akademisyenler, mezunlar, bireysel destek verenler bu süreçte arkamızda durdular. Bunları gördükçe yeniden içimizde o heves kıvılcımını bulduk, rahatladık. Ekipmanlarımızı yeniden tedarik etme sürecinde muazzam bir dayanışma vardı, gerçekten ODTÜ ruhunu hissettiğimiz bir dönemdi. ODTÜ Medya Topluluğu bürokrasinin gözünde kapatılmış olabilir ama artık bitti, kapatıldık düşüncesine hiç kapılmadan devam edebildik. Topluluk askıya alındıktan sonra aktif üye sayımız 5’ten 15’e çıktı. Takipçi sayımız 15 bini buldu. Üretimimiz arttı…

ODTÜ Bahar Şenliği iptal edildiğinde de Alternatifsiz Bahar Şenlikleri yapılmıştı. Öğrenci kısıtlandığı yerde, o kısıtlamayı delip geçecek bir yol illaki bulunuyor, sesimizi başka bir yerde duyurmaya çalışıyoruz. Ana karakter öğrenci olunca aslında rektörlük izni işin sadece resmiyet ve teferruat boyutu oluyor. Öğrenci okulda müzik yapmak istiyorsa, alır gitarını davulunu bir şekilde yapar müziğini. Biz de topluluk olarak okulda haber yapmak ya da Anlat Hocam’a video çekmek istiyorsak, elimize kamerayı alıp çekiyoruz. Rektörlük artık resmi olarak ODTÜ Medya Topluluğu’nu tanımıyor olabilir ama zaten topluluğu tanımasını istediğimiz kişiler ODTÜ öğrencileri, mezunlar, akademisyenler…

ODTÜ öğrencisi her zaman önüne çıkan engelin üzerinden atlar, etrafından dolanır ama kendine illaki bir yol açar ya da çözüm bulur. Zaten buna inandığımız için “üretime devam etmeliyiz” çabasıyla koşturuyoruz. Bu inanç bize güç veriyor. Bu sönecek bir heves değil, bu karamsar ortamda bile devam etme şevkini bulabiliyoruz.

Bürokratik engelleri aşmak için yeniden bir topluluk kurma girişiminiz olacak mı?

Evet, mayıs ayında böyle bir girişimde bulunmayı düşünüyoruz. Bir gelenek oluşturma düşüncemiz vardı; ODTÜ’nün nabzını tutmak, sesi olmak ve bizden sonra geleceklere topluluğu böyle bir değer olarak bırakmak istiyorduk. Resmi olarak da bu böyle devam etsin istiyoruz. Rektör değişir ama ODTÜ’yü temsil eden topluluklar ve öğrenciler hep olacaktır. Bu bakımdan topluluğun kurumsallığının devamını da istiyoruz.