“İfade özgürlüğü adına kara bir gün”

GIRGISONSUSMA

Haftalık olarak yayınlanan mizah dergisi Gırgır, son sayısında yer alan “Musa Kızıldenizi ayırır ve Yahudiler kurtulur” başlıklı karikatür nedeniyle kamuoyunda tepkilere neden oldu. Dergi yönetimi ve çizerleri sosyal medyada tehdit içerikli mesajlar alırken, yayıncı şirket, 16 Mayıs 2015’ten bu yana Sözcü gazetesiyle ücretsiz olarak dağıtılan derginin kapatılması yönünde karar aldı.

Gırgır dergisi, tepkilerin üzerine Twitter hesabından “Yorgunluk ve uykusuzluk nedeniyle basım öncesi fark edilmeyen bu ‘berbat’ karikatür nedeniyle incitmiş olduğumuz herkesten özür dileriz” mesajını paylaştı. Ardından ise yayıncı şirketin avukatı tarafından yapılan açıklamada, derginin kapatıldığı ve tüm çalışanların işten çıkarıldığı bilgisi paylaşıldı.

Şirket, ayrıca dergi hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunacaklarını belirtti: “Gırgır dergisinin son sayısında yayınlanan hoş olmayan karikatür nedeniyle yayıncı şirketGırgır dergisinin kapatılmasına ve dergide çalışanların tamamının işten çıkarılmasına karar vermiştir. Bu karikatürün yayınlanması en başta toplumumuzu rahatsız ettiği gibi, yayıncı şirketi de çok rahatsız etmiştir. Karikatürün firmayı zor durumda bırakmak amacıyla kötü niyetli çalışan kişi veya kişiler tarafından yayınlandığını düşünüyoruz. Kasti bir tutum söz konusudur. Dinî değerlerin aşağılandığı bu karikatür kötü niyetli bir tutumla çizilerek, yayıncı şirkete danışılmadan, adeta gizlenerek, son anda habersizce yayına verilmiştir. Bunu yapan çalışanlar dinî değerleri aşağılamak suretiyle suç işlemiştir. Buna sebep olan çizer ve çalışanlar hakkında yayıncı firma olarak Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunacağız.”

Ne ki, yayıncının suç duyurusunda bulunmasına gerek kalmadan, Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından dergi hakkında resen soruşturma başlatıldı. Agos‘un haberine göre, Cumhuriyet Başsavcılığı dergi hakkında TCK’nın 216/3 maddesinde yer alan “Halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri aşağılamak” suçundan soruşturma açıldı.

Twitter’da gün içinde TT olan #GırgırDergisiKapatılsın hashtag’i altında yapılan paylaşımlarda ise “derginin kapatılmasının yeterli olmadığı” yönündeki ifadeler dikkat çekiyor…

Evrensel‘in haberine göre, 10 yıldır Gırgır dergisinin arka kapaklarını çizen Deniz Kestane, sözkonusu karikatürü ve karikatür nedeniyle derginin kapatılması kararını alan yönetimi kınadı. Kestane’nin, kendisinin de tehdit aldığını belirttiği açıklaması şöyle: “Mizahın ayrıştıran ve inciten değil, birleştiren ve mutluluk veren bir argüman olmasından yanayım. Malum karikatürü ve çizerini kınıyorum. Malum karikatür yüzünden 25 kişiyi ekmeğinden eden yönetimi ayrıca kınıyorum. 10 yıldır arka kapağını çizdiğim Gırgır, bugün itibarı ile yayın hayatına son verdi. Ne yöneticisi, ne editörü, ne de o karikatürün çizeri olduğum halde popüler çizeri olduğum için beni tehdit edenlere akıl fikir diliyorum.”

Sosyal medyada Musa Peygamber karikatürüne tepki gösteren ve derginin özür dilemesi gerektiğini belirten isimlerden, Şalom ve T24 yazarı Karel Valansi, yayının kapatılmasıyla ilgili olarak “Karikatürünü eleştirdiğim Gırgır‘ın kapatılmasını tasvip etmem mümkün değil. Nefret söylemi içeren onca yayın neden faaliyette diye sorarım” ifadelerini kullandı.

Susma Platformu olarak konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz, İfade Özgürlüğü ve Dinî Hassasiyetler kitabının yazarı Serdar Kaya, “Dünya üzerindeki hiçbir gelişmiş demokraside bir karikatüristin böyle bir çalışmadan ötürü hukukî bir sürece muhatap edilmesi söz konusu olmaz, olamaz” dedi.

Kaya’nın açıklamaları şöyle:

Gırgır konusu, öyle görünüyor ki, İbrahim Kalın’ın Twitter’dan yaptığı paylaşımdan sonra büyüdü. Kalın, ilgili karikatürü ahlaksızlık ve nefret suçu olarak nitelendirdi, ve hatta karikatürün ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğini iddia etti! Bu yorum her şeyden önce çirkin ve sorumsuzca. Zira, hükümetin üst düzeyine bu kadar yakın olan bir insanın bir dergiyi bu şekilde hedefe koyması kabul edilebilir bir tavır değil. Dahası, Kalın’ın sözleri gerçeğe karşılık gelmiyor. Dünya üzerindeki hiçbir gelişmiş demokraside bir karikatüristin böyle bir çalışmadan ötürü hukuki bir sürece muhatap edilmesi söz konusu olmaz, olamaz.

“Ne var ki, bunca acı tecrübeye rağmen Türkiye’de ifade özgürlüğünün neleri kapsadığı halen yeterince anlaşılabilmiş değil. İnsanlar hâlâ, ‘Ama inanca hakaret?’ diyorlar. Hz. İsa ve Musa’nın Batı’da da eleştirilemeyeceğini ciddi ciddi düşünenler az değil. Hatta Hz. Musa’yı eleştirmenin antisemitizm olacağını zannedenler de var! South Park ya da Monty Python gibi dünyaca ünlü yapımlardan dahi habersiz olan kitlelerden söz ediyoruz. Her şey bir yana, basit bir Google Image araması ile dahi ilgili peygamberler hakkında binlerce karikatüre saniyeler içinde erişebilmek mümkün. Ama Türkiye’de hala İngilizce bariyeri dahi aşılmış değil. Dolayısıyla, kendi kafasına göre ‘kutsallara saygılı’ bir ifade özgürlüğü tanımı yapan ve bu tanımın dünyanın her yerinde geçerli olduğunu tahayyül eden geniş bir kitle ile karşı karşıyayız.

“Neticede Türkiye’de ifade özgürlüğü adına kara bir gün yaşamış olduk. 45 yıllık bir geçmişi olan, Türkiye’nin en köklü mizah dergisi GIRGIR’ın yayın hayatı bir anda sona erdi. Umalım ki, geçici olsun… Ama Türkiye’de ifade özgürlüğü adına çok ümitli olunabilecek günler yaşamıyoruz. Ümitsizlik telkin eden nedenlerden biri de, gerek derginin Twitter’dan yaptığı açıklamanın, gerekse yayıncıların dergiye sahip çıkmamalarının korkudan ileri geldiğini dahi pek kimsenin anlamak istememesi. Zira bu korkuyu ve sindirilmişliği dahi, ‘Bakın, yaptıkları hatayı kabul ettiler’ şeklinde okumayı tercih etme ve zihin konforunu bozmama eğilimi yaygın.

“Bu vesileyle belki hatırlamak gerekli: GIRGIR, 80’li yıllarda hemen her hafta Turgut Özal ile uğraşırdı. Ancak rahmetli zaman zaman kendisini çizen karikatüristleri bizzat arayıp, karikatürün orijinalini rica edecek kadar enteresan bir insandı. Tabii karikatüristler Özal döneminde de yargılandılar. Ama bugün şahit olduğumuz hoyratlıkların boyutu daha ileride. 1930’lardaki üniversite tasfiyeleri ve tek sesli basın nasıl Meşrutiyet dönemine nazaran bir gerilemeye tekabül ediyorsa, bugün için de aynı şey geçerli.

“İfade özgürlüğü herkese lazım. Her konuda ihtilafa düşsek dahi, bu ortak paydayı bir şekilde kazanmak ve neticede nezih bir eleştiri ve tartışma kültürü ortaya çıkarmak zorundayız. Ama kısa vadede böyle bir şeyin gerçekleşebileceğine ihtimal veremiyorum. 28 Şubat sonrasında güzel bir fırsat ortaya çıkmıştı. Çok uzun sürmedi. Maalesef yazık ettiler.”