‘Bir oyun metni ancak rulo yapıp birisinin kafasına fırlatılırsa sakıncalıdır’

Bakanlığa bağlı Devlet Tiyatroları İBB Şehir Tiyatrosu’nun yaptığı gibi sahnelerini koronavirüsten etkilenen özel tiyatrolara tahsis etmeye başlıyor. Ancak bir şartla: başvurularıyla beraber incelenmesi için metinlerini de gönderecekler. Susma Platformu Koordinatörü Ayşen Güven, gölgelenen DT ‘desteğini’ oyun yazarları; Ilgın Sönmez, Firuze Engin, Berfin Zenderlioğlu, Ebru Nihan Celkan ve Murat Mahmutyazıcıoğlu’na sordu


İstanbul Büyükşehir Belediye Tiyatrosu (İBBŞT) özel, bağımsız tiyatrolara salonlarının kapısını açarak dayanışma göstermiş, seçilen 50 oyundan Kürtçe olan “Bêrû: Klakson, Borîzan û Birt” oyunu ise merkezi idarenin eliyle yasaklanmıştı. Şehir Tiyatrosu’nun yasaklanan Kürtçe oyunu sahnelemek konusunda irade göstermesi beklenirken Devlet Tiyatrosu’ndan bir ‘destek’ adımı geldi. 

Kültür ve Turizm Bakanlığı da Devlet Tiyatrolarının sahnelerini salgın nedeniyle açılış yapamayan özel tiyatroların kullanımına tahsis edeceğini açıkladı. Gelgelelim bunun için kimi ön koşullar vardı: Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğüne kayıtlı özel tiyatrolar başvuruda bulunabilecek ve dahası başvurularda ayrıca oyun metninin de gönderilmesi gerekecekti. 

15 Haziran’a kadar  başvuru süresi olan ‘şartlı desteğin’ özellikle ‘oyun metinin incelenmesi’ kısmı tiyatrocularda haliyle “sansür” endişesi yarattı. Kürtçe bir oyunun yasaklandığı yerde şüphesiz haklılardı. Susma Platformu adına söz konusu ön koşulu, öncelikli muhataplarına; oyun yazarları Ebru Nihan Celkan, Firuze Engin, Ilgın Sönmez, Berfin Zenderlioğlu ve Murat Mahmutyazıcıoğlu’na sordum.

‘BİR TİYATRO BİLE METNİ SEBEBİYLE SAHNE ALAMAYACAKSA BU SÜRECE DAHİL OLMAMALIYIZ’

Ilgın Sönmez: “Balık hafızalı olmayalım isterim. İBB Şehir Tiyatroları’nın ‘Tiyatrolara Destek Projesi’ kapsamında Teatra Jiyana Nu’nun Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde, 13 Ekim akşamı oynanacak olan Beru adlı Kürtçe çeviri ve adaptasyonuyla 3 yıldır sahnelenen Dario Fo oyunu, ‘kamu güvenliği’ gerekçe gösterilerek Kaymakamlık tarafından yasaklanmış ve tiyatro hakkında soruşturma başlatılmıştı.

Devlet Tiyatroları’nın 1 Aralık-15 Haziran tarihleri arasında sahnelerini bağımsız tiyatro yapılarıyla paylaşmaya yönelik duyurduğu başvuru ise metinlerin incelenmesi kriteriyle çarpıştı. Başvuruların 10 Kasım’a kadar tamamlanması gerekiyor. Bağımsız yapılar tüm tarihleri boyunca ve elbette pandemi sürecinde sert bir varlık sürdürme savaşında. Bu savaş öncelikle ekonomik. Ancak bu ekonomik derdin ideolojik bir zemini var elbette. Bağımsız yapıların ticari ve kanuni tanımları ve bunun sonucu da fonları, teşvikleri ve ünik düzenlemeleri yok. 

1 Temmuz’da devlet ‘sahneleri açın oynayın, gerisi beni pek ilgilendirmiyor’ dedi. O arada kimi yapıların dijital kütüphane için birer oyunlarını satın aldı, ödemesini aylar aylar sonra yaptı. Ve tabii yeni sezon için kimi devlete borçsuz tiyatrolara küçük yapım destekleri verildi. Devlet henüz bu kadarını yaptı bağımsız kamu hizmeti veren sanat kurumu tiyatrolar için. Buralarda söze dökülen bir sansür incelemesi gerçekleşmedi. Sıra sahne açmaya gelince ise, metinler devreye girdi.

Açıkçası pandemi öncesinde ve pandemi sürecinde yek vücut davranmayı beceremeyen biz bağımsız tiyatroların önünde bir fırsat bu metinler incelenecek meselesi. Bir tiyatro bile metni sebebiyle sahne alamayacaksa, hiçbir tiyatronun bu sürece dahil olmaması gerektiği düşüncesindeyim. DT proje ısmarlamıyor, bağımsız yapıların hikayelerini davet ediyor. Bu davet ‘şık’ bir davet olmalı. Bağımsız tiyatrolar varlar. Her yapının kendi seyircisi, tarihi ve üslubu da var. DT, bu yapıları davet etmelidir. Bu davet genelleştirilmez ise tiyatroların tavrı önemli başka hikayeler anlatır.”

‘METİN EN ZARARSIZLARINI AYIKLAMAK İÇİN Mİ İSTENİYOR!’

Firuze Engin: “Bir organizasyona başvuru yapan tiyatro oyununun konusunu, hikayesini öğrenebilmek için tekstini istemek yaygın bir uygulama. Elinizde özellikle oyunun video kaydı yoksa, hakkında aşağı yukarı fikir sahibi olmak için metnini okumak isteyebilirsiniz. Daha önce hiç görmediğimiz abes bir talep diyemem.

Metin, seyirciye nitelikli bir tiyatro deneyimi yaşatacak oyunları seçmek için mi yoksa en zararsızlarını ayıklamak üzere mi isteniyor? Tiyatro oyunlarını yasaklayan, turnelerini iptal eden devletin, kendi bünyesindeki kurumun salonlarını tahsise açarken önden tekst istemesini, sadece ‘niteliği değerlendirme’ maksatlı göremiyoruz. İçinde muzır var mı, muhalefet var mı diye bakmak istiyorlar. Tiyatro muhaliftir, soru sorar, söz söyler, kafa karıştırır, dokunulmaz olana dokunur, bazen ele avuca kolay sığmaz. Ortaya hem ‘tiyatroya destek olma’ niyeti koyup hem de onu kendi kaynaklarından sıyırıp ayıklamaya kalkışmamalısınız.”

‘OYUN METİNLERİ HANGİ DİLDE HER NE DERSE DESİN ÖZGÜR BIRAKILMALI’

Murat Mahmutyazıcıoğlu: Oyun metni tek başına bir tiyatro oyununu ifade eden araçlardan sadece biridir. Sahne üzerinde bir yönetmen tek bir sayfadan iki perdelik oyun çıkartabilir ya da karanlık bir metin dramaturjik bir çalışmayla barışa çağıran bir oyun haline gelebilir. Bu bağlamda metin yarışmalarının, repertuarına oyun arayan tiyatroların ya da oyuna ulaşamayan ama festivallerinde yer vermek isteyen organizasyonların o da eğer videosuna ulaşamıyorsa, oyun metinleriyle ilgilenmesine alıştık. Ama böyle bir dönemde, devlet tiyatrolarının sahnelerini açtığı ekiplerin oyun metinlerini başvuru şartı olarak istemesini hiçbir şekilde anlayamıyorum. Oyun metinlerine saatli bomba mumalesi yapılmasının bir uzantısı olsa gerek. Yıllardır kendi içlerinde kurumsallaştırdıkları sansürü çaresiz özel tiyatrolar üzerinde tekrar var etmekten başka bir şey değil. Bir oyun metni ancak rulo yapıp birisinin kafasına fırlatılırsa sakıncalıdır bana göre. Size destek oluruz sahnelerimiz açarız ama önce metni okuyalım demek tam da bu coğrafyaya ait ve tüm sanat kurumlarından silinmesi gerken bir anlayıştır. Bu başvuru koşulu kesinlikle kaldırılmalıdır ve oyun metinleri her ne derse desin, hangi dilde derse desin özgür bırakılmalıdır.

‘ZİHİNDE OLUŞAN SORULAR BİLE BİR ÇEŞİT SANSÜR/OTOSANSÜR DEĞİL Mİ?’

Ebru Nihan Celkan: “Devlet Tiyatrosu’nun büyük olasılıkla İstanbul Şehir Tiyatrosu’ndan ilhamla aynı zamanda Kültür Bakanlığı’nın Tiyatro Kooperatifiyle yaptığı görüşmeler ve #TiyatromuzYaşasın kampanyasının etkisiyle sahnelerini özel tiyatrolara açmış olması önemli bir adım. Sanırım yoğunlaşmamız gereken kısım, metin istendiğinde bundan duyulan tedirginlik olsa gerek. Halihazırda metinler devlet desteği için başvurulduğunda da isteniyor. Bu sebeple o desteğe de başvurmayan ve şimdi DT’nin bu destek girişimine de benzer şekilde baştan başvurmama kararı veren tiyatrocular ve tiyatrolar olma olasılığı çok yüksek. 

Bir tiyatro kurumunun sahnesinde oynanacak metni (tamamı olmasa dahi belli kısımlarını) görme isteği bir çok farklı sebepten kaynaklanabilir. Bu sebeplerin paylaşılması şeffaflık açısından rahatlatıcı olur. Böylece başvurmayı düşünen kişi ve/veya kurumlar tercihlerini buna göre yapabilirler. Misal: ‘Metinler şu kişilerden oluşan sanat kurulu tarafından şu perspektiften değerlendirilecektir.’ gibi olabilir. Diğer yandan ‘özel tiyatrolara destek’ olarak sahneler açılıyorsa bunu mümkün olduğunca tabana yaymak da gerekiyor diye düşünüyorum. Bakıyoruz; ilk başvuru koşulu metnin teslim edilmesi olarak yazılmış. Diğerleri ise başvuran tiyatronun başvurduğu ilde sahnesinin olmaması, sisteme kayıtlı olması ve başvurduğu şehirde tiyatro yapıyor olması. 

Bu açıdan bakarsak 3 teknik kriter var görünüyor. Burada da bir sıkıntı oluştuğu çok açık. Bu koşullar, sansürün bir adımı olabilir mi bilmiyorum ama otosansürü görünür kıldığı bir gerçek. “Ben zaten başvuramam” cümlesinin kurdurulması, insanlarda bu taleplerin yarattığı korkunun farklı kaynakları olabilir çünkü metninizi bir bilinmezliğe yolluyorsunuz. “Metnin neyine bakılacak?” “Başıma iş gelir mi?” “Zaten benim metnimi sahnelemezler niye göndereyim?” Bu soruların zihinde oluşması bile bir çeşit sansür/otosansür değil mi?

KÜRTÇE TİYATRO YAPAN BİRİ OLARAK DA BUNA YILLARDIR MARUZ KALIYORUZ’

Berfin Zenderlioğlu: “Devlet Tiyatrolarının sahnelerini özel tiyatrolara da açmaları elbetteki olumlu bir adım ama bu, özel tiyatroları pandemi dönemi içerisinde kaldıkları enkazın  altından çıkaramıyor. Daha köklü çözümler gerekiyor. Tiyatro sahneleri birer birer kapanmaya başladı. Bunlar için hala destekleyici bir adım atılmadı. Gruplar oyun yapamıyor, yapsa bile oynayacak sahne bulamayacaklar yakında. Kültür Bakanlığı’nın bu yıl ayırdığı ödenek ve dağıttığı alakasız gruplar ortada. Tam bir fiyasko –tiyatro yapan grupları tenzih ederek söylüyorum-. Yani bir kez daha gördük ki kültür ve sanat alanı bütün iktidarlar için boş verilmiş bir alan. İlk defa bu kadar kendimizi ‘değersiz’ hissettik. Yine kendi kendimize yaralarımızı sarmaya çalışıyoruz. Seyirci desteği ve kampanyalarla gruplar ve kurumlar ayakta kalmaya çalışıyor.  Verilecekse bu alanlara destekler verilsin. 

Şimdi Devlet Tiyatrolarının tekst istemesine gruplar bu kadar şaşırıyor ya, ben de onların şaşkınlıklarına şaşırıyorum. Türkçe oyunların yanı sıra, Kürtçe tiyatro yapan biri olarak da  yıllardır zaten buna maruz kalıyoruz. Yıllardır Türkiye’de yapılan bütün festivaller de dahil olmak üzere bütün turne programlarında bizlerden oyun metinlerimiz istendi. Bu istekleri bize ayar çekmek için alınan önlemler gibi görüyorum çünkü kendi kurdukları bir mekanizma var ve onun sarsılacağından korkuyorlar. Bu mekanizmanın içerisinde LGBTİ+ bireyleri yok, Kürt yok, Ermeni yok. Toplumsal cinsiyet eşitliği derdi yok. Bunun içerisinde hasıraltı edilmiş meseleler yok. Oyununuzda dönemin iktidarını ‘rahatsız’ edecek herhangi bir emare varsa zaten baştan elenmiş olacaksınız. Bundan dolayı kurdukları bu zihniyeti kendilerince sarsacak herhangi bir şey istemiyorlar. Bunlar paranoya değil, yıllarca bu sistemin bize deneyimleterek öğrettikleri. Keşke bu düşündüklerimizin tam tersi olsaydı her şey. Bütün farklılıklarımızla, renklerimizle ve dert edindiğimiz meselelerimizle bu sahneleri de birbirimizle paylaşabilseydik. Özgürlük ve demokrasi sorununu, sansürü, otosansürü, ötekileştirilmeyi vs. konuşmaktan maalesef bunları konuşmaya bir türlü gelemiyoruz.”