“Tiyatronun dilini kullanarak itiraz ediyoruz”

timsah1

G. YÜKSEL İNCE

İstanbul Tabip Odası barış talebinde ısrar ettiği için akademiden ve kamudan ihraç edilenlerle dayanışmak ve bu sorunu görünür kılmak üzere Timsah adlı bir okuma tiyatrosu sahneliyor; oyuncuların büyük çoğunluğunu ihraç edilen akademisyenlerin ve imzacıların oluşturduğu oyunu Orhan Alkaya yönetiyor. Oyunun davetiyesinde şu sözler yer alıyor: “OHAL ilan etmek, KHK ile ihraç listeleri yayınlamak kolaydır. Birikim, emek, saygınlık ve herhangi bir beceri gerektirmez. Tarihsel olarak silinmeyecek bir leke bırakır o kadar! Oysa hayat resmi gazetede yayınlanan ihraç listeleri ile son bulmuyor. Üretenler ve direnenler her yerde ve her zaman var olmaya devam ediyor.”

Haldun Taner’in Dostoyevski’nin Timsah adlı hikayesinden uyarladığı metin Selçuk Erez’in katkı koyduğu son haliyle sahneleniyor.

Oyunda yer alan isimler ise şöyle; Prof. Dr. A. Özdemir Aktan, Uz. Dr. Nazmi Algan, As. Dr. Ersin Baltacı, Uz. Dr. Melahat Cengiz, Uz. Dr. Sadık Çayan, Doç. Dr. Haydar Durak, Prof. Dr. Rukiye Eker, Prof. Dr. Cengiz Erçin, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Prof. Dr. M. Taner Gören, Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, Dr. Hüseyin Keskin, Uz. Dr. Samet Mengüç, Yrd. Doç. Dr. Özgür Müftüoğlu, Doç. Dr. Özlem Özkan,  Uz. Dr. Ali Özyurt, Dr. Mustafa Sülkü.

Evet, akademisyenler sözlerini bu kez de bir tiyatro oyunuyla sahneden ulaştırıyorlar herkese. İlk kez 27 Mayıs’ta Şişli Kent Cemil Candaş Kültür Merkezi’nde ücretsiz olarak sahnelenen oyunun bilet bedeli nedir diye soranlara ekibin yanıtı şöyle:Gelecek olan her izleyicinin mücadeleye daha fazla katkı koyacağına dair inancımız”.

Oyunun yönetmeni Orhan Alkaya ile İstanbul Tabip Odası’nın Kadıköy Şubesi’nde buluştuk; röportajı son genel provanın yapıldığı, büyük bir heyecan ve coşkunun hissedildiği bir atmosferde gerçekleştirdik.

Öncelikle neden bu oyun, Timsah ne anlatıyor?

Timsah aslında Dostoyevski’nin yazdığı bir hikâye ve konusu da kısaca şöyle: Petersburg’a bir Alman sirki gelir. Almanlar o dönemin Rusya’sında ayrıcalıklı bir kast, bu hikâyede de özellikle vurgulanmış. Bu sirkte büyük bir timsah yer alıyor. Orta dereceli bir memur olan İvan ise uzun çalışma hayatının sonunda nihayet kendisine bir Avrupa seyahati bileti alır. Seyahate gitmeden bir gün önce ailesi ve yakın dostuyla birlikte sirke gider ve bir şekilde timsah tarafından yutulur. Bu olay bir efsaneye dönüşür ve timsah çok kârlı bir gösteri ürünü haline gelir, önünde kuyruklar oluşur. İvan ise hayatında ilk kez insanlar tarafından dinlendiği ve ilgi gördüğü için timsahın karnında olmaktan memnundur ve dışarıya çıkmak istemez.

Haldun Taner 1960 ihtilalinden sonra üniversiteden atılan 147 öğretim üyesinin ihracı üzerine-ki kendisi de 147’ye dahildi- bu durumu protesto etmek istiyor ve Timsah’ı radyo tiyatrosuna uyarlıyor. Ayrıca oyunu bir kereliğine de olsa TRT’de oynatmayı başarıyor. 2008’de ise Selçuk Erez bu oyun üzerine bir çalışma yaptı. Ben de o dönemde Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni’ydim. Oyun için görüştük, ben de ilgilendim metinle ancak o dönemin yoğunluğundan dolayı gerçekleştiremedik.

Sizce Haldun Taner o dönem bu metin ve yaşanan ihraçlar arasında nasıl bir bağlantı kurdu? Oyunun bugün yeniden gündeme gelmesi ve sahnelenmesi fikri nasıl oluştu?

Şöyle paralellikler var; mesela 147’ler İstanbul Üniversitesi’nin içinde gerçekleşen ihbarlarla oldu. Çünkü az üniversite ve az kadro vardı. Bir doçentin profesör olması için ona yer açılması gerekiyordu. O da profesörünü ihbar ediyor ve böylece onun yerine profesör olma şansı yakalıyordu. Yani toplumsal bir çürüme söz konusuydu. Darbe ortamının, o baskılı ve zor ortamının içerisinde ahlaki bir çürüme vardı kurumlarda. Timsah hikayesinde de böylesi bir ahlaki çürüme görmek mümkün. Bir diğer paralellik ise toplumdaki kayıtsızlık ve ilgisizlik durumu. İlgi ancak olağanüstü bir şeyle ortaya çıkıyor. Yine otoriter yapı, otoriter sistem gibi benzeri paralellikler de söz konusu.

Haldun Taner, çok kaliteli bir entelektüel. Bu hikâyeyi bulduğu zaman doğrudan, birebir karşılıklar üzerinden değil de anıştırmalar üzerinden bu hikayeden sonuç alabileceğini görüyor. Dolayısıyla benzeri kaygıları ve benzeri sorunları bugün de yaşıyoruz ve tespit ediyoruz. Bunun için bu oyunu bugün oynamanın tam zamanıydı. Son yaşananlar üzerine Selçuk Erez tekrar beni aradı, “Bu oyunu yapsak mı” dedi, ben de “Olur” dedim ve böylece başladık. Bir okuma tiyatrosuyla bunu topluma söyleyelim dedik.

Ekibin bir araya gelişi, akademisyenlerin oyuncu olarak rol alması sürecinden bahseder misiniz?

Zaten başlangıç noktamız bu okuma tiyatrosunu oyuncularla değil tabiplerle çalışmaktı. Selçuk Erez de tabip odasını önerince ben de uygun olacağını düşündüm ve ekip tabip odası üzerinden oluşturuldu. Ben sadece rol dağılımını yaptım. Oyuncuların hepsi doktorlardan, üniversite hocalarından,  belki yarısı KHK ile ihraç edilmiş hocalardan oluşuyor.

Hocalarla çalışmak nasıl bir deneyim oldu sizin için?

Evet, bir kere “hocalar” diyoruz. Onlar kendi mesleklerinde profesyoneller. Bir mesleği iyi yapan bir insan, bir başka işe niyet ettiğinde onu da iyi yapabilmek için elinden geleni yapar. Yani ben ekibe amatörler olarak bakmıyorum. Kendi alanlarının profesyonelleri ve şimdi onlarla bir sahne gösterisi hazırlıyoruz. Sahneye çok alışık değiller ama o da düzelmeyecek bir şey değil.  Çok çalışkan, çok heyecanlı ve çok keyifli bir ekip olduğunu söyleyebilirim.

Oyun günümüze uyarlandın mı, yoksa Haldun Taner’in 1960’da yazdığı haliyle mi sahnelenecek?

Çok radikal bir değişiklik yapılmadı, ama zaten darbelerle malul olmuş bir ülkenin tarihinde bu tür durumlar inanılmaz benzerlikler, koşutluklar taşıyor. Sadece her defasında dozu daha fazla artıyor. 1960’da sayı 147’ydi, 12 Eylül 80 darbesinde 1402’liklerle 5 bine çıktı -ben de 1402’liyim bu arada- şimdi ise sayı 150 bin oldu. Sayı artıyor sadece, yoksa zor her zaman zordur.

Peki hak arama, direnme, söz söyleme pratikleri açısından bu oyun neyi ifade edecek? 

İtiraz etmenin tek bir dili yok, çok farklı yolları var. Bir haksızlıkla karşı karşıya kalındığında herkes kendi dilini kullanarak itiraz edebilir, farklı diller arayabilir. Biz burada bir üniversite hocasıyken 147’lere dahil edilmiş büyük yazar Haldun Taner’in izini sürerek, onun düşüncesinden hareket ederek, tiyatronun dilini kullanarak bunu yapıyoruz.