RTÜK’e keyfi denetim ve yaptırım lisansı

RTUK1

 

ÖZGÜN ÖZÇER

Dokuz ayı aşkın bir süredir devam eden Wikipedia’nın erişim yasağının ne zaman sona ereceği beklenirken hükümet internet üzerindeki sansürlerin değil azalması, daha da genişlemesine sebep olacak yeni adımlar atmaya hazırlanıyor. Gelişmeyi yakından izleyen hukukçular, dijital teknoloji ve denetim uzmanları ise yayınların içeriklerinin denetlemesinin iletişim hakkı ve ifade özgürlüğüne aykırı olacağını vurguluyor.

Meclis’e sunulan yeni torba yasa tasarısı ile birlikte Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) bağımsız ve özerk bir denetleyici otoriteden iyiden iyiye, iktidarın reçetesini verdiği “sakıncalı” yayınların internet üzerinden de takibini sürecek bir “mega kontrol” mekanizmasına dönüşmesi öngörülüyor. Yeni düzenleme, yasalaşması halinde internet yayınları için RTÜK’ten lisans alma zorunluluğu getirecek. Lisansla izin verilmiş internet yayınlarının içeriği de RTÜK’ün denetimine tabi olacak. Bu da başta ana akım ve merkez medyanın yer veremediği haberleri öne çıkaran alternatif haber kanalları olmak üzere, internet üzerinden yapılan tüm yayınlar için RTÜK’e yaptırım gücü tanınması anlamına geliyor.

RTÜK CHP üyesi İsmet Özdal Demirdöğen, yasayla birlikte RTÜK’ün tıpkı televizyon ve radyo yayınları için olduğu gibi internet yayınlarına para cezası, yayın karartma, 10 güne kadar yayın durdurma ve lisansın iptali şeklinde “kademeli bir yaptırım silsilesi” uygulayacağını belirtiyor.

Düzenlemeyi hükümetin ifade özgürlüğünü kısıtlama girişiminin yeni bir basamağı olarak değerlendiren Demirdöğen, “Yasa tasarısıyla amaçlanan sosyal medya ortamında yapılan yayınların zapturapt altına alınma girişimidir. RTÜK sadece aracılık etmek üzere görevlendiriyor” ifadelerini kullanıyor.

Erişim engeli lisans üzerinden meşrulaştırılacak

Uzmanlar da yasa tasarısının sağlayacağı uçsuz bucaksız denetleme ve yaptırım imkânlarından endişeli. Dijital medya teknolojileri uzmanı Bilgi Üniversitesi öğretim görevlisi Yrd. Doç. Dr. Erkan Saka, “lisans” zorunluluğunun erişim engellerini meşrulaştırabileceğini vurguluyor. İnternette çok sayıda içeriğe erişimin BTK aracılığıyla engellendiğine dikkat çeken Saka yeni düzenlemeyi “Buna bile gerek kalmadan çeşitli bahanelerle içerik engelleniyordu, şimdi ise doğrudan bahane bulmadıklarında erişim engelini lisans üzerinden meşrulaştıracaklar” şeklinde yorumluyor.

Benzer biçimde bilişim hukuku uzmanı avukat Serhat Koç, 2007 yılında çıkarılan 5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi” kanunuyla da erişim engellemelerinin yapıldığını belirtiyor. Yeni düzenlemenin en ciddi sonucunun yaptırım olacağını söyleyen Koç, “Erişim engellemeleri olduğunda internet kullanıcıları DNS değiştirmek veya VPN kullanmak suretiyle içeriğe ulaşabiliyorlar. RTÜK, lisansa tabi tutarak, mecralar lisansı almadıklarında idari para cezası kesmek, doğrudan doğruya bu kişileri cezaya muhatap olmalarını sağlamak isteyecektir” diyor.

Yeni düzenlemeyle RTÜK, üç ayrı kategoriye giren yayınlar üzerinde denetleme yapabilecek:

– Internet üzerinden televizyon/radyo yayıncılığı: Bu kategoriye internet üzerinden de yayın yapan lisanslı televizyonların yanı sıra, yalnızca internet tabanlı yeni kuşak alternatif haber kanalları giriyor. Bunun sonucunda izleyici sayısı her geçen gün artan Artı TV ve Medyascope gibi kanalların yayın için lisans almaları gerekecek.

– İkinci kategoriye girenler ise sosyal medya üzerinden yayın yapan kanallar: Yukarıdaki kanallar da sosyal medya hesapları üzerinden yayınlarını paylaşıyor, ancak bunlarla beraber Özgürüz, Webiz TV, Evrensel WebTV ya da BirGün medya gibi pek çok muhalif yayın Periscope, Facebook ve YouTube gibi sosyal medya mecralarını kullanıyor. Ayrıca bireyler de, Reza Zarrab’ın ABD’deki davasında olduğu gibi zaman zaman haber amaçlı yayınlar yapabiliyorlar. Bu noktada yayınları yasaklamak için Twitter, Facebook ya da YouTube’un “suç ortaklığı” gerekiyor. Erkan Saka’ya göre bu imkânsız değil: “Twitter’ın Türkiye’den geliri yok ama YouTube ve Facebook’un var, bu yüzden kolay kolay direnemiyorlar. Twitter bile her ne kadar reklam geliri olmasa da trafiğinin düştüğünü belirtmişti, trafik ölçümleme ve aktif kullanıcı sayısının düşmesi de önemli bir gösterge. Devlet o tehdidi yapıyor.”

– Son olarak da gündeme gelen Netflix, Blu TV, hattâ Spotify gibi internet üzerinden ulaşılabilen online film, dizi ve müzik platformları. Bu noktada şirketlerin ticari çıkar boyutunun devreye girdiğini vurgulayan Erkan Saka, “NetFlix buradan para kazanıyor, lisans dayatmasıyla Türkiye’de ticari olarak  zarara uğrayacak, Blu TV ise Doğan Grubu’na ait. Yasa burada gelir modeli yaratabilmiş mecraları hedefliyor” diyor.

Lisans ve denetim için subjektif kriterler

Yeni düzenlemelerin yürürlüğe girmesi halinde yayınların lisans almalarında karşılaşacağı en önemli engellerden biri güvenlik sertifikası. İsmet Demirdöğen’e göre bu uygulama çok ciddi sorunlara yol açabilir. “İstihbarat servislerinin uygun görmediği kişilerin yayın yapmaması gibi bir sorunla karşı karşıyayız” diyor Demirdöğen. “Hangi koşulların aranacağı belli değil” diye de ekliyor. Muhalif gazetecilerin terör soruşturmalarına maruz kaldığı ya da gözaltına alındığı, kısaca gazeteciliğin suç sayıldığı bir ülkede görece özgür yayın yapılabilen internet lisansının güvenlik birimlerinin iki dudağı arasında olması, habercilik özgürlüğü adına ciddi bir tehlike daha oluşturabilir.

Denetimle ilgili kriterlerin neler olacağı konusunda ise Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ ve Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan bazı ipuçları verdi. 6 Şubat Dünya Güvenli İnternet Günü kapsamında düzenlenen bir törende merkez medya Arslan’ın sözünün bir robot tarafından kesilmesiyle heyecanlanırken, RTÜK’ün internet yayınları denetimine dair yaptığı açıklamaları ıska geçti. Bu da belki internet yayınlarında da geleceğin habercisi. Ancak Arslan’ın sözleri bir hayli çarpıcıydı: “Ülkenin milli güvenliğine, bekasına, insanımızın değer yargılarına zarar verecek bir yayın yapılıyorsa o zaman müdahale ediliyor. İnternet üzerinden yapılan televizyon yayınlarında herhangi bir düzenleme olmamasından kaynaklı insanlar burada yanlışlık yapabiliyorlar. Amacımız bir yasal düzenleme getirmek ve bu yanlışlığın önüne geçmek. Kesinlikle kimsenin yaptığı doğru yayına, değer yargılarımız çerçevesinde yaptığı çalışmaya müdahale etmek değil. Televizyon yayıncılığında normal olan her şeyin internet yayıncılığında da yapılabilmesini istiyoruz.”

Arslan “doğru/yanlış” ve “normal/anormal olan” tanımlarıyla aslında özerk ve bağımsız bir rol üstlenmesi gereken RTÜK’ün, iktidarın belirlediği subjektif kriterlerle denetleme yapmasının beklendiğini ortaya koyuyor. Bu da kısıtlamaların sadece tartışmayı başlatan Adnan Oktar’ın programlarıyla sınırlı olmayacağının işaretini veriyor.

Bu noktada yurt dışında yapılan denetimlerin “şeffaflık ve objektivite” gibi ilkelere dayandığını vurgulayan avukat Serhat Koç, RTÜK’e tahsis edilen rolü “Bizde de kanunda orantılılık ve ölçülülük ilkeleri olsa da ‘genel ahlâk’ gibi kavramlarla hükümet [denetlemeyi] kendi ideolojisini yansıtan bir uygulamaya dönüştürmeye çalışıyor” şeklinde yorumluyor.  Çok sayıda ülkede internet filtreleri uygulamalarının bulunduğuna dikkat çeken Koç, “Ancak Türkiye’de filtreyi devlet yazıyor, oysa İngilitere’de kendiniz belirleyebiliyorsunuz. Türkiye’deki gibi devletin beyaz listesi, kara listesi uygulaması yok. Daha şeffaf uygulamalar söz konusu. Kanunlar hükümetin ideolojisinin bir aracı olarak kullanılmıyor” diyor.

Benzer şekilde, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ da 4 Şubat’ta bir televizyon yayınında “toplumun ahlâkını bozan veya terör örgütlerince kullanılan yayınlara yasal müeyyide uygulanacağını” belirtti. Bozdağ, düzenlemenin basın ve ifade özgürlüklerini sınırlamak için değil, “basın ve ifade özgürlüklerinden istifade ederek suç işleyen kişi ve kurumlara yönelik” hazırlandığını iddia etti.

Buna karşın İsmet Demirdöğen suç teşkil eden yayınların ceza almasına ilişkin mevcut yasada gerekli hükümlerin bulunduğunun altını çiziyor. RTÜK’e bu çerçevede yetki vermenin vahim sonuçları olabileceğine dikat çeken Demirdöğen “İçerik denetlemesine girmenin iletişim hakkına aykırı olacağını söylüyoruz. Elimizdeki yasa tasarısı yurtiçinde ve yurtdışında iletişim hattı kullanan yurttaşları baskı altına alan düzenlemelerdir” diyor.

Yan etkisi: Otosansür

Avukat Serhat Koç yurttaşların baskı altına alınmasının bir sonucunun da otosansür olabileceği konusunda uyarıyor. Bu otosansürden nasibini sadece haber kanallarının almayacağını ifade eden Koç, “Lisanslı olup televizyon veya radyo yayını yapan mecraların aynı yayını internette yapmaları söz konusu. Bunların RTÜK mevzuatından etkilenmeyeceğini düşünmek zor. İnternet mecrasında diziler ve spotify gibi kanallar belli bir sansürden geçebilir. Bu uygulamaların tehlikeli yanlarından biri de zaman içerisinde otosansüre dönüşebilmesi. BluTV normal bir televizyona haline gelecek” diyor.

Peki, uygulamada internet yayınlarının denetimi nasıl işleyecek? İsmet Demirdöğen, RTÜK’ün tıpkı normal kanallar gibi, internet yayınlarının da içeriğinin takibini yapacağını ancak bunun için teknik altyapının yeterli olup olmadığının belirsizliğini koruduğunu söylüyor.

Avukat Serhat Koç ise geçmişte erişim engellerinin domain adı ve IP adresi üzerinden yapıldığını, ancak insanların içeriklere ulaşmaya devam etmeleri nedeniyle devletin içeriklerin çıkarılmasını talep ettiğini söylüyor.

Çıkarılacak yönetmeliğin uygulama konusunda fikir vereceğini ancak bunun çok da kolay olmadığını belirten Koç şöyle diyor, “Eğer Adnan Oktar’ın kanalı A9 boyutuna indirirsek, içerikleri kaldırmak isteyeceklerdir. Sürekli Periscope üzerinden yayın yapan kanallara da ‘lisansınız yok ve lisans alın’ diye bir tebligat göndereceklerdir. Yer sağlayıcı kavramını düşünürsek, yer sağlayıcı olun diye bir (izin) gelmiyor, faaliyet belgesi doldurulduktan sonra yer sağlayıcı olunabiliyor. Beyan etmeyenlere ise ceza kesiliyor. Benzer şekilde burada da beyan etmeyenlere ceza kesilebilir. Yayın yapan kişiler tespit edilebiliyorsa bu cezalar gerçek kişilere kesilebilir. Anca tebligatlar nasıl yapılacak? Bunu uygulamaları çok zor.”

Partilerden tepki

Tasarı, siyasi partiler arasında da tepkiye yol açtı. CHP ve HDP hükümeti ağır bir dille eleştirdi. Konuya dair Meclis Başkanlığı’na bir araştırma önergesi veren HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu, “RTÜK online mısın? Gençler sana İnternette laflar hazırlamışlar! Diyorlar ki, mevzu ahlaksa sizi kim sansürleyecek! Ermeni dölü, Ermeni tohumu, kahpe sözlerini, nefret söylemini, cinsiyetçi söylemleri kim sansürleyecek! Instagramdan canlı yayın yapanları da sansürleyecek misiniz? Yerli ve milli internet tarayıcısı da çıkaracak mısınız?” diye konuştu.

Afrin’e yönelik operasyonlarda sosyal medya paylaşımları üzerinden yapılan gözaltıların da hedefi halinde olan bir partinin temsilcisi olarak Kerestecioğlu, internet üzerinden yapılan araştırmacı gazetecilik ve toplumsal muhalefetin bu uygulamayla büyük zarar görebileceğini vurguladı. CHP Sözcüsü Bülent Tezcan da lisan yetkisinin “yayın öncesi sansür” anlamına geleceğini söyleyerek, “İnternete getirilen bu sansür bir dijital sansürdür. Kuzey Kore modelidir. Demokrasiyi hazmedemeyen bu anlayış, dijital çağda dijital diktatörlük peşinde” dedi.

En beklenmedik tepki ise aslında AKP ile benzer bir tabana sahip olan İYİ Parti’den geldi. İYİ Parti’nin konuyla ilgili geliştirdiği ciddi söylemin arkasında parti Genel Başkan Yardımcısı Taylan Yıldız var. Yıldız, daha önce yıllarca Google’da çalışmış ve özellikle internet reklamları konusunda uzmanlaşmış. Açıklamasında yasa tasarısının anayasaya aykırı olduğunu belirtirken, “Özgürlükleri kısıtlamak demek, genç beyinlerin yurtdışına göçünü teşvik etmek demektir. Bu, Türkiye’nin geleceğine, kalkınmasına ve refahına darbe vurmaktır. İnternet okyanus gibidir, ‘havuz’ medyasına dönüştürülemez. İYİ Parti olarak buna izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı. Partililer de internet üzerinden #HavuzİnternetineHayır hashtagiyle tasarıya karşı tepkilerini dile getirdi.

İzleyici ve takipçi sayıları her geçen gün artıyor

Erkan Saka’nın da ifade ettiği gibi yasa “yükselme trendinde olan internet yayınlarına zarar vermeyi amaçlıyor”. Yasa tasarısının 2019’da yapılacak seçimlerden bir yıl önce, bilinçli izleyicilerin alternatif mecraları giderek daha fazla takip ettiği bir dönemde gündeme gelmesi de dikkat çekiyor. Afrin’e yönelik başlatılan operasyonun ardından muhalif olarak görülen merkez medyanın da devlet çizgisinde yayın yapmasıyla beraber, bu alternatif internet yayınlarının önemi bir kez daha ortaya çıktı. Bu kanunla beraber, söz konusu yayınlar, 10 Ekim gibi, Başbakanlığın terör saldırılarında konan yayın yasaklarına da doğrudan tabi olabilecekler.

2016’da Uluslararası Basın Enstitüsü’nün (IPI) Özgür Medya Öncüsü Ödülü’ne layık görülen Medyascope.tv, geçtiğimiz yılın sonlarında da Sınır Tanımayan Gazeteciler’in Basın Özgürlüğü ödülünün sahibi oldu. Twitter’da takipçi sayısı 67 bini geçen Medyascope’un program çeşitliliği de geçtiğimiz sene içinde özellikle kültür sanat alanında arttı. Medyascope günlük olarak Kürtçe haber bülteni de yayımlıyor.

Geçtiğimiz ay bir yaşına giren Özgürüz ise yayın hayatına başlar başlamaz erişim engellerinin hedefi olmuştu. Bunun üzerine Özgürüz muhabirleri sadece Twitter üzerinden Periscope yayını yapma yolunu izledi. Özgürüz bir senede 82,5 bin takipçi edinirken, Hakkâri’deki Nedim Türfent davası gibi pek çok mecranın izleme imkânı bulamadığı önemli gelişmeleri ekranlarına yansıttı.

Gelecek ay bir yaşına girecek olan Artı TV’nin de izleyici kitlesi artıyor. Twitter’da 26 bin takipçisi, YouTube’da 12 bin abonesi olan Artı TV’de merkez medyada tartışılmayan pek çok konu kendine yer buluyor.

Sivil toplum, çevre, kentsel dönüşüm gibi konular odaklı bir yayın izleyen Webiz ise 1,5 senede 15 bine yakın takipçiye ulaştı. Ayrıca Evrensel ve BirGün gibi muhalif gazeteler de Periscope üzerinden de yayınlara ağırlık verdi. 12 bin takipçiye sahip Evrensel WebTV, 392 bin takipçisi olan Evrensel gazetesinin hesabından geniş bir kitleye ulaşabiliyor. Benzer şekilde BirGün Medya’nın takipçisi 37,2 bin ancak programlar BirGün gazetesinin ana hesabı üzerinden 962 bin takipçiye ulaştırılabiliyor.

Anayasa Mahkemesi kararları

Anayasa Mahkemesi şubat ayının başından bu yana aldığı iki kararla da sosyal medyada görüş paylaşımı nedeniyle kullanıcılara soruşturma açılmasına ve erişim engellerinin hukuka aykırı olduğuna dair iki önemli karar aldı.

Önce 1 Şubat’ta, Afrin operasyonuyla birlikte sosyal medya paylaşımlarından dolayı çok sayıda kişinin gözaltına alınmaya başladığı bir dönemde, mahkeme sosyal medyada görüş paylaşmanın ifade özgürlüğü olduğuna hükmetti. Ardından da 7 Şubat’ta YouTube’un yaptığı bir başvurunun neticesinde yer sağlayıcısı yurtdışında bulunan ve içeriği müstehcenlik suçunu oluşturan yayınlara erişimin engellenmesine BTK başkanı tarafından resen karar verileceğine ilişkin düzenlemeyi iptal etti.

Kararı yorumlayan avukat Serhat Koç “Bu uygulamaların hukuka, ifade özgürlüğüne, haber alma hakkına ve anayasaya aykırı olduğunu söylüyoruz. Yıllardır ifade özgürlüğünün yalnızca mahkeme kararıyla sınırlanabileceğini ve idari mahkemelerin kararıyla bunun yapılamayacağını belirtiyorduk. Şimdi yasa koyucuya yeni madde koyması için bir yıllık süre tanınacak” diyor. Koç ayrıca sosyal medya paylaşımlarının ifade özgürlüğü olduğuna dair Anayasa Mahkemesi’nin kararına gerek dahi olmadığını, bunun zaten özgürlük kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini de vurguluyor.

Koç, kanunun “sert bir şekilde uygulanması” halinde toplumsal muhalefetin daha da artacağını belirtiyor. Anca yasakların teknik anlamda uygulanabilirliğine ilişkin sendika.org ve YouTube örneklerini veren Koç, yasanın muhalif yayıncılar üzerinde yaratacağı baskı konusunda da uyarırken, ekliyor: “Uygulamada hukuk hiçbir zaman tekniği yakalamıyor.”