İspanya’dan Azerbaycan’a prangalı şarkılar

ezo

 

ÖZGÜN ÖZÇER

“Ezhel” sahne adıyla tanınan Ömer Sercan İpekçioğlu şarkılarında “uyuşturucuyu özendirdiği” iddiasıyla 19 Haziran’da hâkim karşısına çıkıyor. 24 Nisan’dan bu yana tutuklu olan Ezhel ile birlikte iki rapçi – Khontkar ve Young Bego da şarkı sözlerinden dolayı özgürlüklerinden mahrum edildi. Oysa müzikte esrar ve uyuşturucuya atıf hiç de yeni sayılmaz. Bob Marley’den Snoop Dog’a, The Doors’dan Manu Chao’ya kadar sayısız müzik grubu ve sanatçı esrarla ilgili şarkılar yazdı. Hatta popüler punk rock grubu Green Day’in adı – Yeşil Gün – başlıbaşına hint kenevirine bir atıf. Dünyada esrara ilk referansta bulunan şarkılardan biri ise What a Wonderful World parçasıyla neredeyse her karışık müzik listesinde yer bulan caz virtüözü Louis Armstrong’un bestelediği ve argoda marihuana anlamına gelen Muggles.

“Seks, uyuşturucu ve rock&roll” şiarı hakkında elbette kimse Türkiye’deki savcıların fikrini sormakla yükümlü değil. Suç delili olarak gazetecilerin haberlerini kullanmayı alışkanlık edinmiş olan savcıların, şarkı sözlerinden de suç üretebilmesi Türkiye’deki yargının hali pür mealini özetlemeye yetiyor aslında.

Sanat özgürlüğü sadece ifade özgürlüğünün unsurlarından biri değil. Aynı zamanda toplumda itiraza dayalı bir karşı kültürün ve alternatif ifade yöntemlerinin gelişmesini de sağlayan en önemli güvenceler arasında yer alıyor. Ancak ABD’den Mısır’a dünyada şarkı sözlerinden ve video kliplerinden dolayı hakkında dava açılan ya da müzikleri yasaklanmaya çalışılan çok sayıda sanatçı var.

Sebepler ise muhtelif: Esrar referansı içeren sözler en eskiye dayanan sansür gerekçelerinden biri de olsa, bu sansürlerin soruşturmaya dönüştüğü kayda değer bir örnek yok. Son 30 yıla bakıldığında ABD, Fransa ve İspanya gibi ülkelerde, nefrete ve özellikle polise ya da otoriteye karşı şiddete teşvik gibi gerekçeler ön plana çıkıyor. Rusya, Ortadoğu veya Afrika ülkelerinde ise siyasi ya da “ahlaksızlığa özendirme” gibi sebeplerle sanatçılara (hatta hayranlarına) hapis cezaları verilebiliyor.

İspanya – Valtonyc: Siyasi sözler ve şiddete teşvik suçlaması

Şarkı sözlerinin hapis cezasına yol açtığı en güncel örneklerden biri İspanya’da yaşandı. Katalanca hip hop yapan Valtonyc rumuzlu Josep Miquel Arenas Beltrán’ın üç buçuk senelik hapis cezası geçtiğimiz şubat ayında İspanya Yüksek Mahkemesi tarafından onaylandı. Yüksek Mahkeme, onama kararında Valtonyc’in şarkılarında 70’li yıllarda kurulan anti-faşist GRAPO örgütüyle Bask Ülkesi’nin bağımsızlığını hedefleyen ETA’yı övdüğünü belirterek şu ifadeleri kullandı: “[Bu sözler] [sanatçıyla söz konusu örgütler arasında] siyasi amaçların örtüşmesi, mahkûmlarla dayanışma ya da ideolojik bağlarla doğan bir yoldaşlığın ifadesinin çok ötesinde olarak, sadece atıfta bulunulan terör örgütleri ve üyelerinin siyasi amaçları değil, kullandıkları şiddet araçlarının da övgüsünü içeriyor ve [ve eylemlerin] tekrarını teşvik ediyor. Bu içerikler, sanık ile avukatı tarafından belirtildiği gibi ifade özgürlüğü ya da düşüncelerin özgürce yayılması gibi ilkelerce korunmuyor.”   

Kararda 23 yaşındaki rapçinin tam 16 şarkısındaki sözlere delil olarak yer verilmiş. Valtonyc’in İspanya devletini, kraliyet ailesini ve kurumlarını yerden yere vuran sözleri ince sayılmaz. Ancak çoğu şarkısını 17-20 yaşlarındayken besteleyen rapçinin, ince bir mesaj vermek gibi bir gaye taşıdığı da söylenemez. İspanya devletinin faşizan uygulamalarına karşı rahatsızlığını dile getirdiğini ifade eden Valtonyc, kraliyet ailesinin üyelerinin ve diğer siyasetçilerin “ölmelerini umduğunu” söylemekten çekinmemesini ise kendi itirafıyla “yeterince olgun olmamasına” bağlıyor. İlk şarkılarından Circo Balear’a atıfla “hayatta çıkıp sürekli ‘boğazını keseceğim’ diyerek dolaşılamayacağını” kendisi de kabul ediyor. Öte yandan, yaklaşık 10 yıl boyunca Madrid bölgesinin başkanlığını yapan Esperanza Aguirre’ye yönelik kullandığı “onu öldürürüm” gibi sözlerinden ve şarkılarında “Kraliyet sarayını kalaşnikofla basacağız” ya da “İspanya bayrağı en çok ateşe verildiğinde güzel” demiş olmaktan pişmanlık duymadığını söylüyor. Cezası onanmadan önce bir röportajında “Eğer benim gibi rapçileri cezaevine gönderirlerse, ki bir manavda çalışıyorum ve hiçbir silahım yok, bu devletin ne kadar zayıf olduğunu gösterir” diyen Valtonyc’e göre ne kadar rahatsız edici olsalar da şarkı sözlerinden dolayı hapis cezası verilmesi kabul edilemez. Valtonyc, aldığı cezanın bir sonucu olarak da İspanya’da hiç kimsenin “Kraliyete karşı bir tweet ya da Facebook’ta polis hakkında herhangi bir şey yazarken kendini güvende hissedemeyeceğini” söylüyor. 

 

 

ABD – N.W.A. ve Ice T’den James Knox’a: Polise yönelik şiddete teşvik

ABD’de ise hip hop müziğe karşı sansür ve yargılamalar 1980’li yılların sonuna dayanıyor. Bunlardan en önemlisi, efsanevi hip hop gruplarından N.W.A.’nin 1988’de piyasaya sürdüğü Fuck the Police parçasına yönelik baskılar. Fuck the Police duyulur duyulmaz, polislerin Afro-Amerikalılara uyguladığı şiddete karşı o güne kadar en çok ses getiren protesto şarkısı haline geldi: “Haklarımı okuman vesaire, hepsi saçmalık / Aptal bir cop çıkarıp karşımda duruyorsun / Elinde sahte işe yaramaz bir rozet ve bir tabanca / Tabancayı at ki bak gör o zaman neler oluyor / Serseri gibi kapışacağız ve seni döveceğim!”

FBI’ın hakkında soruşturma açtığı şarkıyı dünyada neredeyse hiçbir devlet destekli radyo frekansı çalamıyordu. Bunu yapan ender radyolardan Avustralya’nın Triple J kanalı, şarkının ülkenin ulusal yayıncısı tarafından yasaklanması üzerine greve başlayarak, N.W.A.’nin Express Yourself (Kendini İfade Et) adlı parçasını 24 saat boyunca aralıksız çalmıştı. Parça hâlâ sakıncalı bulunmaya devam ediyor, nitekim 2011 yılında Yeni Zelandalı dub müzisyeni Tiki Taane bir konser sırasında şarkının cover’ını yapınca “şiddeti tetikleyecek veya devam etmesine yol açacak davranış” suçlamasıyla gözaltına alınmıştı. Daha önce şarkıyı defalarca söylediğini anlatan sanatçı, yaşananların ardından “Sanıyorum polis sözlerden hoşlanmadı ve beni gözaltına alıp, seyirciler önünde kelepçeli halde dışarıya çıkararak bir şeyler kanıtlamaya çalıştı” demişti.

Müzik tarihine damgasını vuran bir diğer şarkı ise daha sonra hip hop kariyeri ile tanınacak olan Ice-T’nin solistliğini yaptığı thrash metal grubu Body Count’un Cop Killer adlı şarkısı. Aslında 1992’de Los Angeles’taki ayaklanmaları tetikleyecek olan Rodney King’in polis tarafından darp edilmesinden önce yazılmış olmasına rağmen, şarkının polise yönelik öfkenin arttığı bir dönemde piyasaya sürülmesi toplumda büyük yankı bulmasına yol açtı. Dönemin ABD Başkanı George Bush’un başı çektiği pek çok siyasetçi ve bürokratın baskısı sonucu şarkı albümden çıkarttırıldı. Bu bürokratların arasında ataması bir “halkla ilişkiler operasyonu” olarak değerlendirilen Los Angeles Polis Departmanı’nın Afro-Amerikalı şefi Willie Williams da vardı. Bir röportaj sırasında Williams’ın parçanın yasaklanmasını talep etmesi konusunda fikri sorulan Ice-T, şöyle demişti: “O siyahi değil. Ten rengi siyah olabilir ama sistemin aşağısında filan değil. Siyah ve beyaz dediğimizde bunun ten rengi ile bir ilgisi yok, bu sistemin senin lehine mi yoksa aleyhine mi işlediği ile alakalı. Bu emniyet müdürüne karşı [siyahi olduğu için] özel bir sevgim yok. Amerika’da biz onun gibilerine ‘Tom’ [Beyazlara itaat ettiği düşünülen Afro-Amerikalılar] diyoruz.”

“Müziğinize karşı olanlar, ‘şiddetten bahsetmese satmazdı’ diyorlar” sorusuna da tepki gösteren Ice-T, “Bu benim ‘Rembrandt çıplak kadın resmi yapmasaydı hiç resim satamazdı’ dememe benziyor. Saçmalık” diye cevap vermişti. Geçen yıl, şarkının 25. yıldönümü vesilesiyle Noisey ekibine yeniden röportaj veren ünlü rapçi, 18 senedir popüler bir televizyon dizisinde bir polis memurunu oynadığına dikkat çekti. “Gençken, sokaklarda yasaları çiğnerken polislerden nefret etmiyorduk ama onları, onlardan daha zeki davranmamız gereken düşmanlarımız olarak görürdük. Elbette ırkçılara karşı nefretim var ama ırkçılardan polis ya da polis olmalarından bağımsız olarak nefret ediyorum” diyen Ice-T, şarkısının mirasını ise şöyle ifade ediyor: “Cop Killer, tıpkı 60’lı yılların protesto albümleri gibi bir protesto şarkısıydı. Amacı polis şiddetinden bıktığımızı söylemekti ve hâlâ bunu ifade ettiğini düşünüyorum. Ama aynı zamanda gücün çok kolay bir şekilde yozlaşabildiğini de bize hatırlatıyor.”

Son yıllarda ise ABD’de çok sayıda hip hop sanatçısına şarkı sözleri sebebiyle davalar açıldı, o denli ki ceza hukuku uzmanı iki akademisyen, Charis Kubrin ve Erik Nielson, bu yükselen trendle ilgili 2014’te “Rap Yargılanıyor” başlığıyla akademik bir makale kaleme aldı. Her iki akademisyen de şarkı sözlerinin mahkemeler tarafından delil olarak kullanılmasının savunma üzerinde “yıkıcı etkileri” olduğunu belirtiyorlar. Bu durumun aynı zamanda gerek sanatsal gerek yasal, gerekse toplumsal ayrımcılık noktasında pek çok olumsuz sonuçları olduğuna da dikkat çekiyorlar.

Akademisyenlerin verdikleri örneklerden biri, hip hop sanatçısı Vonte Skinner’ın sadece şarkı sözleri dayanak gösterilerek hakkındaki cinayet davasında mahkûm edilmesi. Ancak Vonte Skinner ile ilgili karar daha sonra New Jersey Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde oybirliği ile bozuldu. Pittsburgh’lü rapçi James Knox ise Fuck the Police adlı şarkısında iki polisin adından söz ettiği için hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme Knox’ı, uyuşturucu bulundurmak ve ruhsatsız silah taşımak, kendisini gözaltına alan polis memurlarına karşı yazdığı sözlerden dolayı “gözdağı vermek” ve “terörle tehdit etmek” suçlarından mahkûm etti.  

Daily Beast yazarı David Beale, bu kararların özellikle genç siyahileri hedef aldığına dikkat çekerek yargının ayrımcılığını ifşa ettiğini vurguluyor. Akademisyen Eric Nielson ise geçen sene Rollling Stones dergisi için kaleme aldığı bir yazıda yargının müdahale sınırının dışında tutulması gerektiğini savundu. “Hip hop’un bir sanat şekli olduğunu hatırlamakta fayda var” diye yazan Nielson, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hip hop uzun yıllarca insanların öfkelerini ve sıkıntılarını fiziksel biçimde değil, retoriği kullanarak ifade etmelerini sağlayan bir sanat. Ve halen ekonomik ilerleme, sosyal ve siyasi aktivizm ile entelektüel gelişim açısından insanlara çok sayıda anlamlı fırsatlar sunuyor.”

Fransa – Jo Le Pheno: Polis karşıtı sözler

Çok sayıda göçmen asıllı yurttaşın yaşadığı banliyö mahallelerinde sık sık polis şiddetinin yaşandığı Fransa’da da polisi hedef almak savcılar tarafından bir gerekçe olarak kullanılabiliyor. Şarkısında polisin yaptığı hataları konu alan – ki “hata” sözü polisin masum insanları yanlışlıkla vurup katletmesini ya da yaralanmasını kast ediyor – şarkısında genç rapçi Jo Le Pheno polise yönelik tepkisini yer yer hakarete varan sözlerle dile getiriyor. Dava sırasında avukatı şarkının bir nefret çağrısı olmadığını ve sadece banliyöde yaşayan gençlerin günlük hayatını anlattığını söyleyerek, “İnsanlar rap yapıldığı anda şiddete yatkın ve tehlikeli olduğumuzu düşünüyor. Sözler bazen öyle olabilir ama şarkı söyleyenler asla öyle değiller. Esas kötüler mikrofonun ardındakiler değil” demişti. Jo Le Pheno da dava üzerine Bavure adlı parçanın “2.0” sürümünü piyasaya çıkararak müziğinin arkasında durduğunun mesajını verdi.

Tunus – Ala Yaccoubi: Polise hakaret

Weld El 15 rumuzuyla tanınan Tunuslu rapçi Ala Yaccoubi, Boulicia Kleb (Polisler Köpektir) adlı şarkısı sebebiyle 2013’te “polise hakaret” suçundan iki sene hapis cezasına mahkûm edildi. Yaccoubi bir söyleşisinde, hakkında dava açılmasına sebep olan sözleri bilinçli bir şekilde seçtiğini dile getirmişti. “Şarkıda polis hakkında, polislerin gençlere yönelik kullandığı ifadelerin aynısını kullandım. Eğer polis saygı görmek istiyorsa, o zaman önce yurttaşlara saygı göstermeli” diyen Yaccoubi hakkındaki ceza, daha sonra davasının temyize götürülmesinin ardından ertelemeli altı aylık hapis cezasına dönüştürülmüştü. Yaccoubi yaklaşık bir aylık tutukluluk süresinin ardından tahliye olmuştu. Ancak ertesi sene aynı şarkıyı bir konserde söyleyen Ahmed Ben Ahmed de altı ay hapis cezası almıştı.

Mısır – Shyma, Laila Amer ve Eghraa: Ahlaksızlığa özendirme

Mısırlı üç kadın sanatçı Shyma, Laila Amer ve Eghraa, “ahlaksızlığa özendirme” suçlamasıyla geçtiğimiz aylarda hâkim karşısına çıktı. Shyma adıyla tanınan 21 yaşındaki pop şarkıcısı Shaimaa Ahmed, Andy Zoroof (Bazı Sorunlarım Var) adlı şarkısının videosundaki sahneler nedeniyle geçtiğimiz aralık ayında iki sene hapis cezasına çarptırıldı. Mahkemenin kararına rağmen kasımda yayınlanan video, sekiz ayda neredeyse iki milyon kez tıklandı.

Laila Amer ise Bosk Omk (Annene Bak) şarkısının videosunda “ahlaksızlığı yaymak” iddiasıyla yargılanıyor. Aslında az tanınmış bir şarkıcı olan Amer, videoda kayınvalidesini kocasına şikâyet eden bir eşi oynuyor. Kocası ise kendini televizyondaki dansözlere kaptırırken görülüyor. Şarkı o denli tepki almış ki, Mısır Müzisyenler Sendikası Amer’in üyeliğini iptal ederek videoyu “Mısır halkına bir hakaret” olarak nitelemiş.  

Eghraa sahne ismini kullanan şarkıcı ve dansöz Fatima ise 20 Aralık’ta “ahlaksızlığa teşvik” ve “müstehcenlik” gerekçesiyle gözaltına alındı. Şarkıcı videosunda, “açık elbiselerle kışkırtıcı bir şekilde dans etmekle” suçlanıyor. Eghraa daha önce de “ahlaksızlığa özendirme” ve “fuhşu kolaylaştırma” iddiasıyla gözaltına alınmış.

Mısır – Mashrou’ Leila: Konserde açılan gökkuşağı bayrağı

Bu kez grubun kendisi değil, konserde izlemeye gelenlerin hapis cezasına çarptırıldığı bir örnek var. Tüm dünyada milyonlarca hayranı olan Lübnanlı Mashrou’ Leila grubunun geçtiğimiz eylül ayında Kahire’deki konserinde gökkuşağı bayrağı açıldığı ve fotoğraflarını sosyal medyada paylaşıldığı gerekçesiyle başlatılan operasyonlarda en az 70 kişi gözaltına alındı. 27 kişi ise 6 ay ile 6 yıl arası hapis cezalarına çarptırıldı. Ayrıca grubun Mısır’da konser yapması yasaklandı.

Konserde gökkuşağı bayrağı açılmasının önemli bir anlamı var, zira grubun solisti Hammed Sinno eşcinsel ve yıllardır Ortadoğu’da homofobiye karı mücadele eden bir LGBTI+ hakları savunucusu. Kahire’de o gün yaptıkları konserin büyüleyici olduğunu anlatan Sinno, “Seyirciler o kadar sevgi dolu ve mutluydu ki… Öylesine harika bir konserin şu anda yaşadıklarımıza dönüşmesi çok üzücü. Konserden sonra birkaç gün boyunca son 10 yıldır yaptığımız her şeyi sorgulamaya başladım. Yaptıklarımızın önemli bir kısmı insanların kendilerini özdeşleştirebileceği ve cesaret kazanabileceği kültürel bir alan yaratmak. Birkaç gün boyunca acaba bunu mu yapıyoruz, yoksa sadece trolleri mi besliyoruz diye şüphe ettik” dedi. Şarkılarında sık sık cinsel kimlik, erkeklik ve bunların toplum üzerindeki etkileri gibi konulara değinen Mashrou’ Leila’nın Tayf (Hayalet) adlı şarkısı Lübnanlı otoriteler tarafından 2013 yılında kapatılan Beyrut’taki bir gay bara atıfta bulunuyor.

 

 

Azerbaycan – Jamal Ali: Aliyev heykelini spreyleyen gençlere destek

Azeri rapçi Jamal Ali, 2012’de muhalefetin bir mitinginde şarkı söylediği için gözaltında tutulduğu 10 gün boyunca işkence gördükten sonra ülkesini terk etmek zorunda kalmıştı. O dönemden beri Berlin’de yaşayan Jamal Ali, geçen sene Haydar Aliyev heykelini sprey boyayla boyadıkları için 10 yıl hapis cezasına çarptırılan iki gence destek vermek için Heykel Baba adlı bir şarkı besteledi. Kendisi ülkede yaşamadığından, Azerbaycan devleti ailesini tehdit etti. Şarkı yayınlandıktan sonra polis annesi, amcası ve iki kuzenini gözaltına aldı. Jamal Ali yetkililer tarafından, şarkıyı YouTube’dan kaldırmaması halinde yakınlarının işlerine son vermek ve yurtdışına çıkışlarını yasaklamakla tehdit edildiğini de söyledi.

Zambiya – Pilato: Devlet başkanına yönelik eleştiri

Zambiyalı müzisyen Fumba Chama, sahne adıyla Pilato, geçtiğimiz mayıs ayında Güney Afrika’dan ülkesine dönüşünde, hakkında açılan bir davada duruşmaya katılmadığı için havalimanında gözaltına alındı. Pilato hakkında 5 Şubat’ta, barışçıl bir protestoya katıldığından dolayı açılan davanın duruşmasına katılmadığı için yakalama kararı çıkartılmıştı. Sanatçı ülkesinde değildi, zira bir ay önce devlet başkanı Edgar Lungu ve hükümete yönelik eleştiri içeren Koswe Mumpoto (Çömlekteki Fare) adlı şarkısının ardından ölüm tehditleri almış ve bir süreliğine Güney Afrika’ya gitmek durumunda kalmıştı.

Pilato gözaltına alındıktan beş gün sonra şartlı tahliye edildi. Ancak yetkililer Pilato’nun daha önce planlanan konserlerine çıkması için izinlerini iptal etti. Ayrıca tüm televizyon ve radyo kanallarının şarkıyı yayınlaması da yasaklandı.

Tunus – El General: Bin Ali’ye yönelik eleştiri

Tunus’ta, eski devlet başkanı Bin Ali’nin devrilme sürecinde rap de önemli bir rol oynadı. Hamada Ben Aoun, sahne adıyla El General, 7 Kasım 2010’da Rais Lebled (Devlet Başkanı) adlı şarkıyı internette yayınladı. Şarkı kısa sürede deprem etkisi yarattı. Şarkıyı yayınlamasının ardından hem telefonları dinlendi hem sosyal medya hesapları takibe alındı. Bir ay sonra Tunisia Our Country (Tunus Bizim Ülkemiz) adında ikinci bir şarkıyı da internete yüklemesi ise bardağı taşırmaya yetmişti. 24 Aralık 2010’da gizli polis, 22 yaşındaki rapçiyi evine baskın düzenleyerek gözaltına aldı. Ardından 6 Ocak’ta tekrar tutuklandı ve günlerce hakkında haber alınamadı, ta ki Bin Ali 14 Ocak’ta devrilene kadar. Rais Lebled şarkısı daha sonra Tahrir Meydanı’nda da çok popüler olacaktı. Hakkında haber alınamadığı dönemde ise dostları şarkısını YouTube üzerinden yaygınlaştırarak kaybedilmesinden duydukları endişeyi dile getirmişti.

Rusya – Pussy Riot: Holiganlığı ve dini nefreti teşvik etmek

Şarkı sözleri nedeniyle mahkûm olan müzisyenler arasında en bilindik örnek ise Rus punk feminist kolektifi Pussy Riot. Grup, Şubat 2012’de Moskova’daki Kurtarıcı İsa “Bir Punk Duası: Meryem Ana, Putin’i Defet” adlı şarkı için korsan görüntüler çekerek bir klip hazırladı. Korsan gösterinin ardından da haklarında dava açıldı. Davada grubun üç üyesi “holiganlık” ve “dini nefreti teşvik etmek” suçlamalarından ikişer sene hapis cezasına mahkûm edildi. Temyizde grubun iki üyesi, Nadezhda Tolokonnikova ve Maria Alyokhina’nın cezaları onandı. Her ikisi de 21 ay hapiste kaldıktan sonra tahliye edildi. Pussy Riot üyeleri sene başında, Rusya yönetimi tarafından Ukraynalı yönetmen Oleh Sentsov hakkında verilen 20 yıllık hapis cezasını protesto etmek için gittikleri Kırım’da da kısa süreliğine gözaltına alınmıştı.

İktidarın aracı olarak sanat

Aslında Ezhel’e yönelik suçlama da iktidardaki bakış açısını bir nevi ortaya koyuyor. Televizyondaki dizilerde milliyetçilik ve şiddet övgüsünden tutun ünlülerin Afrin işgaline seferber edilmesine kadar, sanat ve sanatçılar aşırı milliyetçi, muhafazakâr, kavgacı, sevgisiz bir topluma özendirmek için bir araç olarak kullanılmıyor mu? Sanat dünyasını iktidarın hizmetinde bir sınıf olarak görenlerin, biat ettiremedikleri sözlere pranga vurmak için aşırı hevesli davranması bu yüzden şaşırtıcı değil.

Ezhel, Diken haber sitesi aracılığıyla ilettiği mesajında “Hayal kurmaktan ve o hayallerin peşinde koşmaktan asla vazgeçmeyin” diyordu, “Unutmayın, zihnimiz ve kalbimiz özgür”.

Sözler özendiricidir elbette – ama özgürlüğe, sorgulamaya, başkaldırıya ve sanata.