“Bizim rektörler kendi üniversitelerinin altını oyuyorlar”

611x395_dtcf_54ef6da4d2c65

G.Yüksel İnce

Her ay yeni bir KHK ile binlerce insanın işsiz ve geleceksiz bırakıldığı Türkiye’de, son olarak 7 Şubat’ta gece yarısı yayımlanan 686 sayılı KHK ile yine listelerde tanıdık isimler arandı. Bu son KHK ile 48 üniversiteden 330 akademisyen daha kamu görevinden ihraç edildi. 78 akademisyenle en çok ihracın yaşandığı okul Ankara Üniversitesi oldu. Üniversitenin Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü ise neredeyse hocasız bırakıldı. İlk olarak 6 Ocak’taki 679 sayılı KHK ile Doç. Dr. Süreyya Karacabey ihraç edilmişti. 7 Şubat’ta ise Prof. Dr. Beliz Güçbilmez, Prof. Dr. Tülin Sağlam, Prof. Dr. Selda Öndül, araştırma görevlileri Elif Çongur ve Kürşat Yılmaz kamu görevinden men edildiler. Böylelikle toplamda 10 kişilik öğretim kadrosuna sahip olan bölümde bugün için sadece dört akademisyen kaldı.

Temeli 1958 yılında kurulan Tiyatro Enstitüsü’ne dayanan, Türkiye’de akademik düzeyde tiyatro eğitimi yapan ilk kurum olarak bilinen Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü bugüne kadar tiyatro dünyasına sayısız isim kazandırdı. Doç. Dr. Süreyya Karacabey’in BBC Türkçe’de dile getirdiği gibi son ihraçlarla birlikte bölümün artık fiili olarak işlevini yerine getirmesi ise mümkün görünmüyor.

DTCF Tiyatro bölümünden ihraç edilen hocalarla ve bu bölümden mezun tiyatrocular, yazarlarla görüşüp son yaşananlarla ilgili görüşlerini aldık.

Son ihraç listesinde yer alan DTCF Tiyatro Bölümü’nden Prof. Dr. Beliz Güçbilmez “Geri dönülmez bir yara açıldı ama biz elbette geri döneceğiz” diyerek başlıyor sözlerine ve ekliyor: “Hepimiz şoktayız, şaşkınız. Bundan sonra nasıl devam edecek, öğrencilere ne olacak bilmiyorum. Kalan hocalarımız elbette ki bir şekilde üstesinden gelmeye çalışacaklar ama hepimizin uzmanlık alanları ayrı sonuçta. Aslında her şey rektörlerin eliyle gerçekleştiriliyor. Normalde rektörün görevi okulunu kalkındırmaktır ama bizim rektörler kendi üniversitelerinin altını oyuyorlar” diyerek Ankara Üniversitesi rektörüne tepkisini dile getiriyor.

DTCF Tiyatro Bölümü’nün özel bir bölüm olduğunu belirten Güçbilmez, “Öğrencilerimizi hiçbir biçimde bırakmayacağız. Okul dışarıda, her yerde… Bu okulun tiyatro bölümü oldukça farklıdır. Biz hocalar, öğrenciler, mezunlar olarak sürekli bir aradayızdır ve bir arada olmaya, yazmaya, üretmeye devam edeceğiz. Bize bir şey olmaz” diyor.

DTCF ruhu

Tiyatro Tarihi ve Teorisi Anabilim Dalı Başkanı’yken son KHK ile ihraç edilen bir diğer akademisyen de Prof. Dr. Tülin Sağlam.  Barış imzacısı oldukları için ihraç edildiklerini hatırlatan Sağlam, “Hiçbir gerekçe bir bölümün eğitimini bu şekilde sekteye uğratma hakkını vermiyor. Kadrolu dört hocayla 150 öğrencinin eğitim ihtiyacının karşılanmasına olanak olmadığını hepimiz biliyoruz. Zaten hepimizin en büyük şaşkınlık noktası da bu; bir bölümün bütün hocalarını uzaklaştırarak o bölümü neredeyse kapanacak noktaya getirmek. 20 küsur yıldır beraber çalıştığım ve hiçbir terör örgütüyle bağlantısı olmadığını bildiğim arkadaşlarımla böyle bir liste içerisinde yer almamızın nedenini hala çözemiyoruz.”

Yaşananların büyük bir yanılgı olduğunu belirten Sağlam, akademisyenlerle terör örgütü arasında bağ kurmanın da akıl dışı olduğunu söylüyor: “Bölümün geleceği tamamıyla üniversite yönetiminin tasarrufunda. Eğitimin devam etmesi düşünülüyorsa buraya gerçekten de nitelikli kadrolar alınabilir ki, bu alanda yetişmiş, beraber çalıştığımız, doktoralarını bitirmiş ya da bitirmek üzere olan asistan arkadaşlarımız var, onlardan başlanarak nitelikli eleman alımı yapılabilir. Ama ben sonuçta buradan giden hocalar olarak bir şekilde mutlaka geri döneceğimize inanıyorum ve her şeye rağmen şunu da söylemek lazım; ben bu bölümün hiçbir şekilde çökeceğine, yok olacağına inanmıyorum.”

Tiyatronun her zaman dışarıyla, pratikle bağlantılı olduğunu vurgulayan Sağlam, birçok gönüllü işte, atölyede çalışma yaptıklarını ve bu çalışmalara devam edeceklerini, bu süreçte de desteğin çok önemli olduğunu söylüyor: “DTCF Tiyatro Bölümü’nün hakikaten çok iyi mezunları var. Kendilerini DTCF’li olarak tanımlayan çok önemli oyuncular, senaristler var. Bu dönemde onların desteği çok değerli olacaktır. Bir biçimde DTCF Tiyatro bölümünü ayakta tutacaklardır diye düşünüyorum ve buna çok güveniyorum.”

‘Hayır’ demek…

Onlardan biri Moda Sahnesi kurucularından yönetmen Kemal Aydoğan. Yaşananları “akademik hayata vurulan bir darbe” olarak değerlendiren Aydoğan, “Darbecilere yönelik bir operasyon gibi başlayıp barış yanlılarına, muhaliflere, sosyalistlere, Kürtlere, anarşistlere yönelik bir kıyım operasyonuna dönen bu süreçte, tüm bu kesimlerden insanların mağdur edilmesi, yaşam haklarının gasp edilmesi kabul edilemez. Bu sürecin derhal son bulması ve demokratik bir ortamın sağlanması ülke olarak üzerimize düşen acil bir görev. Gelinen noktada bazı bölümler öğrenimlerini sürdüremeyecek duruma geldi. Yılların yarattığı bu birikimlerin bir hamlede yıkılması tüm ülkenin kaybı. Ülke olarak toplumsal barış ortamına acilen kavuşmamız ve ülke insanının birtakım hırslara, çıkarlara yem edilmemesi gerek. Bir an önce ülke olarak selamete kavuşmayı diliyorum” diyor.

Bölüm mezunlarından yazar Emrah Serbes “hepimizin daha sağlam durması gereken günlerdeyiz” diyerek yaşananlara tepki verilmesi gerektiğini söylüyor: “Bizler, dışarıda kalanlar olarak tepkimizi göstermeliyiz. Eğer tepki gösteremezsek hepimizin üzerinden silindir gibi geçerler. Bugün bu ülkede ‘hayır’ demek, hepimizin hayatını savunmaktır. Bu gerçeği özellikle ‘evet’ diyen kardeşlerimize anlatmak zorundayız. Bu olmadan olmaz.”

DTCF’den 2003 yılında mezun olduğunu ve ihraç edilen tüm akademisyenlerin öğrencisi olduğunu belirten oyuncu Nergis Öztürk ise “Neler olduğunu algılayamıyorum. Bu sorunun ne şekilde çözüleceğini ya da nereye varacağını bilmiyorum. Aklım almıyor artık ama şunu bilmeliler ki, bizler daima hocalarımızın yanında yer alacağız” diyerek tepkisini dile getiriyor.

Nergis Öztürk son ihraçlardan sonra twitter hesabından “hocama dokunma” hashtag’i ile “Benim hoca arkadaşlarımın tek işleri hocalıktır. Başka iş yapmazlar, ekstra hiçbir iş yapmazlar. Tek kazançları hocalıktan aldıkları maaşlarıdır. Derslerini saatlerle sınırlamazlar, gece demez gündüz demez peşimize düşerler. Mesleklerine hiçbir zaman ihanet etmediler, etmezler. Her şeye rağmen, her zaman insan yetiştirmekten bıkmazlar, usanmazlar. Onların yanında, yöresinde olmak boynumuzun borcu” ifadelerini paylaşmıştı.

“Mağdur olan Türkiye tiyatrosu”

Bir başka DTCF mezunu da Diyarbakır Belediyesi’ne atanan kayyum tarafından kapatılan Diyarbakır Büyükşehir Tiyatrosu’nun Genel Sanat Yönetmeni Rükneddin Gün.  DTCF Tiyatro Bölümü’nün Türkiye’deki en üretken bölümlerden biri olduğunu hatırlatan Gün, “DTCF tiyatro bölümü hocaları ve öğrencileri bir aile gibidir. Sıradan öğretmen-öğrenci ilişkisi olmamıştır hiçbir zaman. Ben tiyatroya dair ne öğrendiysem orada öğrendim. Hiçbir hakkın, hukukun olmadığı bir durum daha gerçekleşti maalesef ama mağdur olan aslında akademisyenler değil, Türkiye tiyatrosu, tiyatro düşüncesi. DTCF Tiyatro Bölümü’nün hocaları Türkiye tiyatrosunun teorik ayağını dünyada temsil eden insanlar” diyor.