“Genel ahlaksız”

genell

MELİKE POLAT

LGBTİ+ Onur Haftası yürüyüşlerinde gördüğüm yüzlerce yaratıcı dövizden biri de “Genel ahlaksız”dı”. Onur yürüyüşleri “kamu güvenliği”, “genel ahlak” gibi bahanelerle valilikler tarafından yasaklanmaya başladığında “Yasak Ne Ayol?” diyerek sokaklara çıkanlar yürümüştü “Genel ahlaksız” dövizleriyle. Tabii Türkiye’nin koşulları değiştikçe yasak bahaneleri de değişti. Son 1,5 yıldır ülkenin OHAL’le yönetiliyor olması da yasak kararlarının daha kolay verilebilmesine ve itiraz yollarının işlevsiz kılınmasına neden oldu.

Kitlesel sokak eylemlerinin yasaklanmasının ardından kapalı mekanlarda yapılması planlanan LGBTİ etkinliklerine geldi sıra. Olağanüstü Hal’in ilanından sonra yasaklanan etkinliklere ve yasaklanma gerekçelerine bakmak, hem ifade özgürlüğünün önüne koyulan engelleri belgelemek hem de bunun bir sansür olduğu kabulüne varıldığında sansüre karşı yapılabilecekleri bilmek bakımından önem taşıyor.

Almanya Büyükelçiliği, KuirFest ve Büyülü Fener Sinemaları işbirliğiyle 16-17 Kasım 2017 tarihlerinde Ankara’da düzenlenmesi planlanan Alman LGBTİ Film Günleri, Ankara Valiliği tarafından yasaklandı. Valilik, etkinliğin yasaklandığını Büyülü Fener Sineması’na gönderdiği bir tebligatla duyurdu. Yasağın gerekçesini ise şöyle açıklamışlardı: “Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep ve bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimin aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik edeceği, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın tehlikenin ortaya çıkma ihtimalinin varlığı.” Bu gerekçeyi okuyan her hukukçu, valiliğin, Türk Ceza Kanunu’nun 216/1. Maddesindeki “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçunun düzenlendiği metnin aynen kopyalandığını anlayacaktır.

Hukukun temel ilkelerinden biri olan ve fail ile fiil arasındaki bağlantıyı ifade etmek için kullanılan illiyet bağının ise nasıl kurulduğuna dair bir cevap, açıklamada yer almıyor ne yazık ki. Alman LGBTİ Film Günleri’ni düzenleyenler ya da etkinlik kapsamında gösterilen filmleri izleyenler, halkın bir kesimini ne şekilde kin ve düşmanlığa tahrik ediyor sorusunun cevabını yasak kararından öğrenemiyoruz. Ankara Valiliği bu karardan birkaç gün sonra, 19 Kasım 2017’de de, “LGBTİ sivil toplum örgütleri tarafından yapılacak” etkinlikleri süresiz olarak yasakladı. Karara gerekçe olarak ise “genel sağlık ve ahlakın korunması”, “toplumsal hassasiyet ve duyarlılıklar”, “kin ve düşmanlığa alenen tahrik”, “başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması” gösterildi.

Ankara Valiliği KuirFest’i yasaklama kararını ve sonrasında verdiği LGBTİ etkinliklerini süresiz yasaklama kararını 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/C maddesine, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 17. Maddesine ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun 11/f maddesine dayandırdı.

Sınırsız yetkiler, keyfi kararlar

Doğrudan devletin mülki amirleri eliyle alınan bir başka yasaklama kararı ise İstanbul’dan geldi. Pera Film’in, British Council ve KuirFest ortaklığıyla, 25 Kasım 2017’de Pera Müzesi Oditoryumu’nda düzenlemeyi planladığı Kuir Kısalar gösterimi ve söyleşisi, Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından ertelendi. Ertelemenin ardından 12 Ocak 2018’de yapılması planlanan etkinlik için Pera Müzesi 14 Aralık 2017’de Beyoğlu Kaymakamlığı’na başvurdu. Fakat 12 Ocak’ta yapılması planlanan etkinlik için izin başvurusunda bulunan Pera Film’e kaymakamlığın 29 Aralık’taki cevabı da olumsuzdu. Kaymakamlık tarafından yapılan açıklamada, “Anayasal düzene veya genel ahlaka aykırı olabileceği, kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanması, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi” amaçlarıyla 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 17. Ve 28. Maddesi, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’nun Ek 1. ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 32/ç maddelerin istinaden etkinliklere izin verilmeyeceği bildirildi. Yukarıda her ne kadar kaymakamlık tarafından açıklama yapıldığını belirtmişsem de aslında ne kaymakamlık tarafından resmi internet sitesinden duyurulan bir açıklama var ne de Pera Müzesi’ne yapılmış resmi bir tebligat. Kaymakamlıkça alınan yasaklama kararı Pera Müzesi’ne giden polisler tarafından sözlü olarak bildirilmiş, yetkililerin kararın kendilerine tebliğ edilmesi talepleri ise yerine getirilmemiş.

Ankara Valiliği ve Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yasaklanan LGBTİ etkinliklerinin yasal dayanaklarının incelenmesi, başvurulacak hukuki yolun belirlenmesi bakımından önem arz ediyor. 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/C maddesine göre; il sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi valinin ödev ve görevlerinden. Kamu esenliğinin nasıl sağlanacağı, valilere ne gibi yetkiler verildiği ne yazık ki muğlak bırakılmış. Bu sebeptendir ki, aynı madde hem sokağa çıkma yasaklarının ilanında hem de LGBTİ etkinliklerinin süresiz olarak yasaklandığına dair ilanda dayanak olarak kullanılıyor.

Aynı kanunun 32/ç maddesi ise valilere verilen yetkinin, ilçe sınırları içinde kaymakamlar tarafından kullanılacağını düzenliyor. Burada da aynı şekilde kaymakamlığa ilçe sınırları dahilinde tabir-i caizse sınırsız yetkiler tanınıyor. Dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da şu ki, neredeyse tüm yasaklama kararlarında ortak olan “genel ahlak”, “kin ve düşmanlığa tahrik”, “toplumsal hassasiyet ve duyarlılıklar” gibi söylemlerin ikna edici bir şekilde gerekçelendirilmemiş olması.

Başvurulacak son tedbir…

LGBTİ konulu filmlerin gösterilmesi genel ahlaka neden aykırı, toplumsal cinsiyetle ilgili habercilik atölyesinin yapılması halkı ne şekilde kin ve düşmanlığa tahrik ediyor, açıklamalardan öğrenemiyoruz. Yasakların dayanağı olarak gösterilen bir diğer kanun ise Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu. Kanunun 17. maddesi aynen şöyle: “Bölge valisi, vali veya kaymakam, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla belirli bir toplantıyı bir ayı aşmamak üzere erteleyebilir veya suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlike mevcut olması hâlinde yasaklayabilir.”

Metnin lafzından bir toplantının sayılan koşullardan herhangi birinin gerçekleşmesi durumunda ertelenebileceği ve/veya yasaklanabileceği anlaşılıyor. Ancak hukukun evrensel ve genel ilkelerinin görmezden gelinerek madde metninde sayılan hallerin (ya da bu hallerden yalnızca birisinin) nasıl ve ne zaman ihlal edildiğinin kabul edileceği belirtilmemiş, tatmin edici bir açıklama yapılmamış. Aynı kanunun 28. maddesi ise mülki amirin yasaklama kararına uymayanların karşılaşacağı yaptırımı düzenlemekte. Şöyle ki; “kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşleri düzenleyen veya yönetenlerle bunların hareketlerine katılanlar, fiil daha ağır bir cezayı gerektiren ayrı bir suç teşkil etmediği takdirde bir yıl altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Mülki amirlerin yasaklama kararlarını dayandırdıkları diğer kanun ise Olağanüstü Hal Kanunu. Olağanüstü Hal’in hangi durumlarda ve ne şekilde ilan edileceğini düzenleyen bu kanunun 11. maddesi Şiddet Hareketlerinde Alınacak Tedbirler başlığını taşıyor. Bu başlığı belirtmemin nedeni; Ankara Valiliği’nin kapalı alanda yapılmak istenen film gösterimini “şiddet hareketi” olarak niteliyor ve bu maddeyi dayanak olarak gösteriyor olması. 11. maddenin ilgili bölümleri ve (f) bendi şu şekilde: “Bu kanunun 3. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi gereğince olağanüstü hâl ilanında; genel güvenlik, asayiş ve kamu düzenini korumak, şiddet olaylarının yaygınlaşmasını önlemek amacıyla 9. maddede öngörülen tedbirlere ek olarak aşağıdaki tedbirler de alınabilir: f) Söz, yazı, resmi, film, plak, ses ve görüntü bantlarını ve sesle yapılan her türlü yayımı denetlemek, gerektiğinde kayıtlamak veya yasaklamak.”

Şiddet olaylarının yaygınlaşmasını önlemek ya da genel güvenliği ve kamu düzenini korumak saikiyle LGBTİ film gösterimini yasaklamak, OHAL döneminin uygulamalarında keyfiliğin ne boyutlara vardığını gösteren küçük bir örnek sadece.

Valiliklerin, kaymakamlıkların “hukuki bir yaptırım” olarak uygulamaya istikrarla devam ettikleri LGBTİ etkinliklerini yasaklama kararları aslında kanun maddelerini işlerine geldiği gibi yorumlamalarıyla hayata geçiriliyor. Zira kamuoyuna yaptıkları açıklamalarda ne etkinliğin yol açabileceği tehlikelerden bahsediliyor ne de yasaklama tedbirine başvurulmasının ‘zorunluluğu’ gerekçelendiriliyor. Zorunluluk diyorum; çünkü bir hukuk devleti iddiası varsa insan haklarının kullanılmasının yasaklanması başvurulacak en son tedbir olmalı.

Son olarak; bu etkinliklerin yasaklanmasının ardından İstanbul ve Ankara İdare Mahkemeleri’nde kararların iptali için davalar açıldı. Bu davalarda olumlu kararların çıkması, OHAL döneminde zirveye çıkan keyfi yasaklamaların bugünkü gibi yapılamayacağını gösterecektir.