Gelecek Uzun Sürer

gelecek

 

“Kalıp yanıtlar nasıl da rahatlatıcıdır, değil mi? Şöyle hazır cevap ve kendinden emin tınlamak… Bu fotoğraflar yanıttan çok soru çoğaltıyor oysa. Kimisi fısıldayan kimisi haykıran sorular. Sisin ortasında kalmak ve tekinsiz hissetmek var. Daha doğrusu günlük hayat diye dayatılan tekinsizliğin adını koymak. Bir şeyin adını koyunca, bilmezden gelemiyor ya insan hani. Çağdaş’ın fotoğrafları şiddete esir kılınmış ruhlarımızın ifadesi.

Çağdaş kendi deyişiyle fotoğraf çekmiyor sadece, fotoğrafı ‘yapıyor’. Türlü işlemlerden geçmiş, suretinin sureti alınmış bu görüntülerin muradı ne ola? Benim yanıtım hakikat” diyor Karin Karakaşlı 1 Ekim günü Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi’nin açılış sergisi Gelecek Uzun Sürer’in “hikayecisi” Çağdaş Erdoğan için.

Sanatta sansür ve otosansür vakalarını belgeleyen Susma Platformu’na da ev sahipliği yapan Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi’nin ilk etkinliğinin Çağdaş Erdoğan sergisi olması elbette bir tesadüf değil.

Bu yüzden sergiye ve açılışında sergiye eşlik eden söyleşiye geçmeden önce fotoğraf sanatçısı ve fotomuhabir Çağdaş Erdoğan’ın yakın geçmişte yaşadıklarını tekrar ve hep beraber hatırlayalım:

Kadıköy’de bir parkta MİT binasının fotoğraflarını çektiği iddasıyla gözaltına alınan, ancak dünyada çok sayıda mecrada yayımlanan sokağa çıkma yasağı ve toplumsal eylemlerle ilgili fotoğrafları aracılığıyla örgüt üyeliği ve propagandası suçlamalarıyla yargılanan Erdoğan, altı ayın sonunda geçtiğimiz 13 Şubat’ta serbest bırakılmıştı.

Tahliye olduğu duruşmada özgürlüğünün elinden alınmasının “LGBTİ’lerin, farklı inanç kesimlerinin, kültür ve kimliklerin, en önemlisi de coğrafyamızda yaşanan kirli savaşın görünür olmasından duyulan korkudan ve suçluluk psikolojisinden” kaynaklandığını söylerken anlattığı hikayelerin kaynağını da işaret ediyordu Çağdaş Erdoğan.

Karin Karakaşlı’nın sergi metninde de vurguladığı gibi: “Yalan dolan ve riyanın ortasında hakikati de yeniden ‘yapmak’ gerekiyor. Yıkıntılar altında kalmış ruhumuzun kendi taşlarını toplayıp taş taş üstüne koymak. Çağdaş, kendi hakikatinin mihenk taşlarını sinematografik bir kurguyla ellerimize teslim etmiş.”

Söyleşinin yapıldığı salonda Çağdaş Erdoğan’la tam arkalarında yükselen fotoğrafa yönlendiriyor izleyiciyi Karin Karakaşlı. 2016 Cizre. Sokağa çıkma yasağı sürecinde, bir evin içindeki yıkımın görüntüsü. Evde tek sağlam kalan şey bir televizyon. Hakikat, yayın, yıkım… Ardından Erdoğan’ın çoklu, katmanlı fotoğraflarından yola çıkarak soruyor: “Türlü işlemlerden geçmiş fotoğrafların gibi sergi denilen şey de bir anlamda yeni bir mesafe. Bu sergi mesafesinden bu işlere bakmak sana ne ifade ediyor?”

Çağdaş Erdoğan’ın koyduğu mesafe net görünüyor. Arkada yükselen fotoğraf üzerinden aktarıyor: “Bu fotoğrafı çektiğim gün kendime ve şu an içinde bulunduğum topluma dair inancımı ve umudumu yitirdiğim sürecin başlangıcıydı. Bu sergi fotoğraf kariyerimdeki son etkinlik. Bu sergiyle fotoğrafa nokta, hikaye anlatıcılığına da bir virgül koyuyorum. Artık fotoğrafçılığın bizim büyük çaresizliğimizin bir parçası olduğunu düşünüyorum.” Salondan itiraz sesleri yükseliyor elbette ama Çağdaş Erdoğan bu kez daha sağlam bir şekilde virgüle yaslanıyor ve hikaye anlatmaya devam edeceğini söylüyor.

“Fallik gökdelenlerin, esaretin bilinçle tercih edildiği sado-mazo partilerin, sokağa çıkma yasağına kurban gidip dört duvar arasında kanat çırpan güvercinlerin, kerelerce heba edilmiş barış ihtimalinin hikayesi”ni başka türlü anlatacak belli ki. Serginin başlığı ve söyleşide de zikrettiği iki film adı, belki bir ipucudur.

Gelecek Uzun Sürer sergisi, 19 Ekim’e kadar hafta içi her gün 14.00-19.00 saatleri arasında Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi’nde görülebilir. (Asmalı Mescid Mahallesi, Yemenici Abdüllatif Sokak, No: 1 Beyoğlu)