Amatör Tiyatrolar Dayanışması

Adsız tasarım (38)

G. YÜKSEL İNCE

Üniversitelerin tiyatro toplulukları, yaşadıkları baskı, sansür ve engellemelere karşı Amatör Tiyatrolar Dayanışması adı altında bir araya geldiler. Oyun seçme evresinde,  çalışmalarını yürütürken ve oyun sergilerken okul yönetimlerince baskıya, sansüre ve engellemeye maruz bırakıldıklarını ifade eden dayanışma üyeleri ancak bir arada durarak bu sorunların üstesinden gelebileceklerini ifade ediyorlar. Biz de Susma24 olarak Anadolu Üniversitesi Özdüşüm Oyuncu Atölyesi’nden  Seyithan Tokkarabudak ve Anadolu Üniversitesi Tiyatro Poetika’dan Ulaş Uçan ile bir araya gelip dayanışma fikrinin oluşum sürecinden, üniversite tiyatro gruplarının işleyişinden ve yaşadıkları sorunlardan konuştuk.

Öncelikle kendinizden ve grubunuzdan bahsedebilir misiniz? Kaç yıldır üniversite tiyatrosunda yer alıyorsunuz? Grubunuz ne zaman kuruldu ve bugüne kadar yaptığınız tiyatral faaliyetler nelerdir?

Ulaş Uçan: Üç senedir Anadolu Üniversitesi Tiyatro Poetika grubunda yer alıyorum. Tiyatro Poetika, Anadolu Üniversitesi Fen Fakültesi’nde 1996 yılında kuruldu. 2000’lerin başında ise kulüpleşme süreci başladı ve Tiyatro Poetika Anadolu Üniversitesi Tiyatro Kulübü bünyesinde yoluna devam etti. Bugüne kadar çıkardığımız oyunlarla birçok festivale katıldık ve düzenli olarak atölye çalışmaları yürütüyoruz.

Seyithan Tokkarabudak: Anadolu Üniversitesi Tiyatro Kulübü’ne bağlı Özdüşüm Oyuncu Atölyesi’ndenim. Yaklaşık altı yıldır üniversite tiyatrosunda yer alıyorum. Bağlı bulunduğum topluluk 1997 yılında Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde kuruldu ve daha sonra 2000’li yıllarda kulüpleşme sürecinde, Yaşayan Tiyatro ve Tiyatro Poetika ile birlikte Tiyatro Kulübü çatısı altında toplandı. On altı yıldır her yıl Tiyatro Kulübü olarak Nisan ayında diğer üniversitelerdeki amatör tiyatro topluluklarını ağırladığımız “Amatör Tiyatro Günleri” ni düzenliyoruz. Tıpkı her topluluğun yaptığı gibi sene içerisinde yapılan atölyeler, kuram okumaları ve oyunculuk teknikleri çalışmalarıyla deneyim aktarımlarının sağlıklı bir şekilde olması için çabalıyoruz. Yeni adapte olan insanlarla yeni bir oyunu inşa edip şu anda dayanışmada olan ekiplerin de düzenlediği festivallere katılıp, birlikte verimli tartışma ortamları yaratarak iletişimi kuvvetlendirmeye ve bilgi aktarımını diri tutmaya çabalıyoruz.

Bilmeyenler için, bir üniversite tiyatro topluluğunun işleyiş prosedüründen bahsedebilir misiniz? Örneğin mekân problemi nasıl hallediliyor? Üniversiteden ödenek alıyor musunuz? Oyun seçme, oyun çıkarma ve sergileme aşamaları nasıl gerçekleşiyor? Ne gibi zorluklar yaşanıyor?

Seyithan Tokkarabudak: Öncelikle ekipler eğitim öğretim yılı başladığında yeni üyeleriyle tanışır ve çalışmaya başlar. Güz dönemi genelde grup üyelerinin adaptasyonunun sağlandığı, temel oyunculuk tekniklerinin üyelere aktarıldığı bir süreçtir. Bu süreçten sonra yeni bir oyunun çalışmaları başlar. Oyun seçme süreci tabii ki her topluluğun işleyişine göre farklılık gösteriyor. Kimi topluluklar yaz sürecinde oyunu seçerken kimi topluluklar adaptasyon sürecinin işleyişine göre oyun seçmeyi tercih ediyor. İşte tam da bu noktaya gelene kadar mekân problemi büyük bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü bu süreci sağlıklı bir şekilde yürütebilmemiz için belli bir mekânın bize tahsis edilmesi gerekiyor. Ancak maalesef provalarımızı yapabileceğimiz herhangi bir alan bulamıyoruz. Var olan odalarımız, salonlarımız veya sınıflarımız bile elimizden alınıyor. Bu süreci bazen kafelerin deposunda, bazen sınıflarda, bazen de okulun bahçesinde ya da kendi evlerimizde toplanıp provalar yaparak kotarmaya çalışıyoruz. Bazı zamanlar ise çalışabilecek hiçbir yer bulamıyoruz.

Bunun yanında ödenek de bir diğer büyük problem olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü yeni bir oyun üzerine çalışırken kostüm, dekor, aksesuar ve bazı oyun ihtiyaçları için belli bir ödeneğe ihtiyacımız oluyor. Fakat üniversite yönetimi hiçbir şekilde ödenek vermeyi kabul etmiyor. Kendi içimizde topladığımız paralarla ya da sokaktan, kelepirden, bit pazarlarından bulduğumuz eski kumaş ve aksesuarlarla kendi kostümlerimizi ve dekorlarımızı yapmaya çalışıyoruz. Bu tabi ki biraz zor oluyor. Ancak yaptığımız işe olan inancımızı, üretme şevkimizi hiçbir baskının etkilemesine izin vermiyoruz. Bunun yanında turnelere giderken kendi cebimizden para toplayıp otobüs kiralamak zorunda kalıyoruz. Üniversite yönetimi özellikle tiyatro kulüplerine otobüs vermeye pek yanaşmıyor.

Ulaş Uçan: Yaşadığımız sorunlar zaten A.T.D’nin de (Amatör Tiyatrolar Dayanışması) oluşumuna da neden olan sorunlar, yani mekansızlaştırma, ödeneksizleştirilme, sansürlenme gibi….Süreç içinde yaşadığımız zorluklar daha da çetrefilli bir hal alıyor. Dilekçeler peşinde koşturduğumuz, prova yapabileceğimiz alanın tahsisi için didindiğimiz, otobüs alabilmek veya ödenek alabilmek için çabaladığımız süreçler fazlasıyla sancılı oluyor.

Oyunlar düzenli olarak sergilenebiliyor mu? Yoksa sadece festivallerde mi sahne alabiliyorsunuz?

Ulaş Uçan: Düzenli bir sahnemiz olmadığı için oyunlarımızı da düzenli olarak sergileyemiyoruz. Sadece rektörlüğe dilekçe verip kabul ettirebilirsek birkaç defa sahne alabiliyor ve oyun sergileyebiliyoruz. Festivallerde ise düzenli olarak katılıp oyunlarımızı sergileyebiliyoruz.

Amatör Tiyatrolar Dayanışması fikri ne zaman ve nasıl oluştu? Dayanışma içinde yer alan tiyatroların ortak özellikleri nelerdir?

Seyithan Tokkarabudak: Aslında bu fikir uzun yıllardır vardı. Hep oyun fuayelerinde “hepimizin ortak sorunları var neden birleşmiyoruz, neden ortak hareket etmiyoruz” diye birbirimize soruyorduk. Ancak bu yıl yaşadığımız bir sıkıntı bardağı taşıran son damla oldu. İTÜ Sahnesi’nin oyunu Anadolu Üniversitesi’ndeki festivalde üniversite yönetimi tarafından sansüre uğrayınca ve katılma istekleri üniversite yönetimince reddedilince İTÜ Sahnesi ve Anadolu Üniversitesi Tiyatro Kulübü bileşenleri  Özdüşüm Oyuncu Atölyesi, Yaşayan Tiyatro, Tiyatro Poetika olarak bir araya gelip bu sorunu nasıl çözebiliriz diye konuştuk. Sürekli yaşadığımız bu sıkıntının bir daha yaşanmaması için ne yapılabilir üzerine beyin fırtınası yaptık. Bu sorunlarla boğuşan, çeşitli prosedürlerin altında boğulan, ödeneksizleştirilen, mekansızlaştırılan, sansüre uğrayan ve yalnızlaştırılan bir çok amatör tiyatro topluluğun olduğunu biliyorduk. İşte tam olarak bunlar bizi ortak paydada buluşturdu. Bu da diğer topluluklarla birlikte hareket etme ihtiyacını doğurdu ve onlarla iletişime geçmeye karar verdik. Bu platforma ihtiyaç duyduk. Çünkü yıl içinde kendi sürecimiz içinde boğulurken diğer ekiplerin yaşadıklarını sıkıntıyı göremiyor veya müdahil olamıyorduk. Şimdi daha refleksif davranabileceğimiz ve sorunların çözümüne yönelik birlikte tavır alabileceğimiz bir gelenek yaratma girişimi içindeyiz. Çünkü biliyoruz ki tek başımıza çok güçsüzüz ancak şimdi dayanışmaya katılan ekiplerle sesimiz daha gür ve inancımız daha yüksek.

Dayanışma içinde yer alan kaç grup var? Grupların isimlerini öğrenebilir miyiz?

Seyithan Tokkarabudak: Şu anda dayanışma içinde olan Türkiye’nin farklı bölgelerinde ve üniversitelerinde tiyatro yapan 29 topluluk var ve her geçen gün yeni topluluklar ekleniyor ve gittikçe büyüyoruz.

Bu ekipler; Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tiyatro Topluluğu, Dokuz Eylül Mühendislik Oyuncuları, Lokomotif 102/8,Düzce Üniversitesi Tiyatro Topluluğu, İTÜ Sahnesi, Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Tiyatro Topluluğu, Celal Bayar Üniversitesi Muradiye Kampüs Tiyatrosu, Hacettepe Üniversitesi Tiyatro Kulübü, TİMİS, Dumlupınar Üniversitesi Tiyatro Kulübü, Yaratıcı Drama Topluluğu, Gazi Üniversitesi Tiyatro Akademi, Özdüşüm Oyuncu Atölyesi, Artvin Çoruh Üniversitesi Tiyatro Kulübü, Ege Üniversitesi Tiyatro Topluluğu, Doğuş Üniversitesi Tiyatro Kulübü, Kastamonu Üniversitesi Tiyatro Kulübü, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Tiyatro Kulübü, Yaşayan Tiyatro, Tiyatro Poetika, Dicle Üniversitesi Kolektif Tiyatro, Uludağ Üniversitesi Oyuncuları, Mersin Üniversitesi Tiyatro Topluluğu, ODTÜ Oyuncuları, Sabancı Üniversitesi Tiyatro Kulübü, Yıldız Teknik Üniversitesi Oyuncuları, Özyeğin Üniversitesi Tiyatro Kulübü, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Tiyatro Topluluğu, Taşkışla Sahnesi

Mekânsızlaştırılma, ödeneksizleştirilme, sansürlenme ve yalnızlaştırılmadan bahsettiniz? Rektörlüklerin ve üniversite yönetimlerinin bu anlamda yaptığı baskılara yaşanan olaylar üzerinden somut örnekler verebilir misiniz?

Seyithan Tokkarabudak: Mesela Anadolu Üniversitesi yönetimi tiyatro topluluklarına hiçbir şekilde prova yapabilecekleri alanı tahsis etmiyor. Yönetime gittiğimizde bizi üniversiteyle hiçbir alakası olmayan Tepebaşı Belediyesi’ne yönlendirip orada prova yapmamız isteniyor. Diretince de kapatılmayla tehdit ediliyoruz. İstanbul Teknik Üniversitesi Taşkışla Kampüsü’nde tiyatro yapan Taşkışla Sahnesi’nin sahnesi ellerinden alınıyor ve daha sonra bir sınıfta çalışmak zorunda kalıyorlar. Süreç içinde o sınıfta ellerinden alınıyor. En sonunda farkındalık yaratmak adına sokakta prova yapıyorlar. İstanbul Üniversitesi’ne bağlı ÖKM Sahnesi 2014 yılında yıkılıyor ve ekip mekansız kalıyor. Prova yapabilecekleri mekan ancak başka toplulukların çalıştıkları yerler oluyor. Bunlar belli başlı örnekler ama çoğu topluluğun yaşadığı onlarca sıkıntı var bu konuya dair. Ödenek sıkıntısı her ekipte mevcut. Yıl içinde başka kulüplere ödenek sağlanırken tiyatro toplulukları es geçiliyor. Seçtiğimiz oyunlar veya festivale dahil ettiğimiz oyunlar inceleniyor ve sakıncalı bulunan oyunlar kabul edilmiyor.

Genel olarak her alanda olduğu gibi sanat alanında da yoğun baskıların olduğu, tiyatrocuların çalıştıkları kurumlardan atıldığı, özel alternatif  tiyatroların, belediye tiyatrolarının kapatıldığı ve yine Ankara DTCF Tiyatro bölümü gibi köklü bir kurumun tamamıyla işlevsiz bırakıldığı bir dönemdeyiz. Sizler tüm bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Seyithan Tokkarabudak: Tiyatro doğuşu itibariyle muhaliftir ve hiçbir zaman derdini anlatmaktan kendini esirgemez. Yaşadığımız süreç içerisinde maalesef çok fazla darbe yedi tiyatro. Değerli akademisyenlerin görevlerinden alındığı , yıllanmış sahnelerin kapatılıp yıkıldığı bu süreçte aslında yaşadığımız sıkıntılar Ortaçağ’da tiyatronun yaşadığı sorunları çağrıştırıyor bana. Tiyatro beyaza beyaz der, siyaha siyah. Kimse tiyatrodan olmayan bir şeyi anlatmasını beklememeli. Doğruların ve gerçeklerin, ütopyaların, hayallerin inşa edildiği yerdir tiyatro. Bu yüzden bence bu tahammülsüzlük.

Ulaş Uçan: Ben bu süreci karanlık bir perdenin sanat ışığının tam üstüne hırçınca atılması olarak değerlendiriyorum. Sanat toplumun gelişmesinde önemli bir yer alıyor ve sanırım bu gelişim bir yerler tarafından kabul edilmiyor ya da şöyle de diyebilirim, sanatın, özellikle de tiyatro sanatının muhalif  bir sanat olması, bu karanlık perdenin ışığımızı örtmesine fazlasıyla yeterli bir sebep. Bu tahammülsüzlük ilericiliğe, eleştiriye, sanatın muhalif yönüne, kolektif yaşama ve dayanışmaya karşı olduklarından kaynaklanıyor bence.

Amatör Tiyatro Dayanışması’nın gerçekleştirmeyi düşündüğü kolektif projeler var mı?

Ulaş Uçan: A.T.D henüz yeni bir oluşum ve ilk kampımızı kısa süre önce İzmir Sığacık TEOS Sanat Kampı’nda gerçekleştirdik. Kampta çeşitli kararlar aldık ve hala toplantılarımız sürüyor. Kampta çıkan kesin karalardan biri Amatör Tiyatrolar Dayanışması’nın Ortak Tiyatro Kampı’nı sürekli hale getirmek.